Kendini ifade çılgınlığı..çocukluğumdan beri sahip olduğum, son yıllarda dünyayı esir almış olan.
Her yer yazı, müzik, fotoğraf, anı.. Kim daha çok yaşadı yarışı..
Ve hep daha farklısının olması. Bir süre sonra farklı olanın da bayağı gelmeye başlaması. Hiçbirşeye şaşırmamak. Dikkatini toplayamamak. Üstün bir yeteneğe, alışılmadık bir olaya bile en fazla 5dk odaklanabilmek, birileriyle paylaşmak, sonra da unutmak. Çünkü artık herşey mümkün.
Ne peki o zaman? Nedir ihtiyaç duyulan ve hala bulunmayan?
Jan 22, 2010
atalım içimizden
birkaç zamandır neden artık yazmıyorsun diyenlere "çünkü hesaplaşmalarım iç dökme ihtiyaçlarım azaldı, sakinledim belki biraz, demleniyorum ya da, yeniden akıtmak için yeniden dolmak lazım" diyorum. Kısmen doğru. Ama kısmen değil.
Bazen bazı şeyleri söze dökebilmek için etkilerinden kurtulmak gerekiyor. Bazı duygular sadece duygu olarak öyle bir çöküveriyor ki kelimelerin, mimiklerin, davranışların üstüne, ne hissettiğini toparlamaya, dışavurmaya çekiniyorsun. Belki etkisinden korkuyorsun. Sanki içinde kaldığında etkisi azmış gibi. Saldırgan bir köpeği iyice bağırıp etrafındaki herşeyi parçalayıp artık enerjisi bittiğinde salıvermek gibi. Dışarı çıktığında vereceği zararı azaltmak adına. Belki doğru belki yanlış.
Benim saldırgan köpeğim hayalkırıklığım. Bir uzuuun seneye yayılabilen olaylar silsilesi. Abartılacak, kendine acımaya dönüştürülecek, olduğundan fazla kıymet verilecek kadar değil tabii ki. Ama şaşırtıcı derecede zincirleme.
Zincirleme insan saçmalaması.
Büyük konuşan, büyük hisseden, karşısındakini ve kendini buna inandıran insanlar. Akabinde gelen, çıkartıp koydupu yerden alıp küttedenek yerle yeksan etme durumu. Pür kötülük. Ya da pür ruhsuzluk. Bana kimse değişkenliği anlatmasın. Gerekirse kitabını yazarım. Değişen koşulları, dönüşebilen duyguları, kaybolan inançları gayet yakından tanıdım. Ama şu kelimeleri kullanırken ihtiyatlı davranmak gerektiğini de öğrendim: "hep".."en"..."çok"... "sonsuz".."aşk"...
Bir insan bir insana daha bir iki hafta içinde "seni en tepelerde görüyorum" diyip 2-3 gün sonra sessiz sedasız ondan vazgeçiyor ve olabilecek en hissiz şekilde yollarını ayırıyorsa orada bir basiretsizlik vardır. Hatta şuursuzluk.
Bir insan bir insanla ortak hayaller kuruyor, ortak amaçları, en derin hislerini paylaşıyor, onunla günlerce gecelerce dertleşiyor ama hayatına dair en temel öğelerden bahsetmiyorsa, kendini tamamen saklayıp kaçak güreşiyorsa burada da bir sorun vardır. Hatta bencillik ve karaktersizlik.
Bir insan bir insana bütün sevgisini sunup, akabinde hiç o sevgiden beklenmeyen hareketlerde bulunuyorsa ve bu karşı tarafın işine gelmediğinde hooop o sevgiyi bir yandaki öbür insana yönlendirebiliyorsa burada da bir sorun vardır.
Daha doğrusu sorun değil bir gerçek vardır - ki bu da, yansıtılanın gerçek durumlardan kat kat fazla olmasıdır..
Kimi insanlar kimyasallarla kimileri de iradeleriyle herşeyi olduğundan daha yukarıda yaşamaya meyilli. Hep daha fazla daha güzel daha yüce, çok şaşırtıcı, beklenmeyen, inanılmaz, üstün.
Sonra kendi yarattıklarından aynı hızda geri düşme.
Dediğim gibi değişmek insanın doğasıdır ve hayatta herşey mümkündür.
Ama arkasında duramayacağın büyük sözler edip etmemek bir seçimdir.
Ya kendini bir film sahnesine yakıştırıp, hareketini yapar ve gerisini montaj ekibine bırakırsın, ya da gerçek hikayenin gereklerini yerine getirirsin.
Evet dünya bizim oyun alanımız, ama insanların hayatlarına gelişigüzel parmak atmak pahasına değil.
Bazen bazı şeyleri söze dökebilmek için etkilerinden kurtulmak gerekiyor. Bazı duygular sadece duygu olarak öyle bir çöküveriyor ki kelimelerin, mimiklerin, davranışların üstüne, ne hissettiğini toparlamaya, dışavurmaya çekiniyorsun. Belki etkisinden korkuyorsun. Sanki içinde kaldığında etkisi azmış gibi. Saldırgan bir köpeği iyice bağırıp etrafındaki herşeyi parçalayıp artık enerjisi bittiğinde salıvermek gibi. Dışarı çıktığında vereceği zararı azaltmak adına. Belki doğru belki yanlış.
Benim saldırgan köpeğim hayalkırıklığım. Bir uzuuun seneye yayılabilen olaylar silsilesi. Abartılacak, kendine acımaya dönüştürülecek, olduğundan fazla kıymet verilecek kadar değil tabii ki. Ama şaşırtıcı derecede zincirleme.
Zincirleme insan saçmalaması.
Büyük konuşan, büyük hisseden, karşısındakini ve kendini buna inandıran insanlar. Akabinde gelen, çıkartıp koydupu yerden alıp küttedenek yerle yeksan etme durumu. Pür kötülük. Ya da pür ruhsuzluk. Bana kimse değişkenliği anlatmasın. Gerekirse kitabını yazarım. Değişen koşulları, dönüşebilen duyguları, kaybolan inançları gayet yakından tanıdım. Ama şu kelimeleri kullanırken ihtiyatlı davranmak gerektiğini de öğrendim: "hep".."en"..."çok"... "sonsuz".."aşk"...
Bir insan bir insana daha bir iki hafta içinde "seni en tepelerde görüyorum" diyip 2-3 gün sonra sessiz sedasız ondan vazgeçiyor ve olabilecek en hissiz şekilde yollarını ayırıyorsa orada bir basiretsizlik vardır. Hatta şuursuzluk.
Bir insan bir insanla ortak hayaller kuruyor, ortak amaçları, en derin hislerini paylaşıyor, onunla günlerce gecelerce dertleşiyor ama hayatına dair en temel öğelerden bahsetmiyorsa, kendini tamamen saklayıp kaçak güreşiyorsa burada da bir sorun vardır. Hatta bencillik ve karaktersizlik.
Bir insan bir insana bütün sevgisini sunup, akabinde hiç o sevgiden beklenmeyen hareketlerde bulunuyorsa ve bu karşı tarafın işine gelmediğinde hooop o sevgiyi bir yandaki öbür insana yönlendirebiliyorsa burada da bir sorun vardır.
Daha doğrusu sorun değil bir gerçek vardır - ki bu da, yansıtılanın gerçek durumlardan kat kat fazla olmasıdır..
Kimi insanlar kimyasallarla kimileri de iradeleriyle herşeyi olduğundan daha yukarıda yaşamaya meyilli. Hep daha fazla daha güzel daha yüce, çok şaşırtıcı, beklenmeyen, inanılmaz, üstün.
Sonra kendi yarattıklarından aynı hızda geri düşme.
Dediğim gibi değişmek insanın doğasıdır ve hayatta herşey mümkündür.
Ama arkasında duramayacağın büyük sözler edip etmemek bir seçimdir.
Ya kendini bir film sahnesine yakıştırıp, hareketini yapar ve gerisini montaj ekibine bırakırsın, ya da gerçek hikayenin gereklerini yerine getirirsin.
Evet dünya bizim oyun alanımız, ama insanların hayatlarına gelişigüzel parmak atmak pahasına değil.
bir gün....seneler seneler sonra dönüp baktığımda bu kızı omuzlarından tutup "sakin ol herşey yolunda gidecek" diyeceğimi hissediyorum. En zoru geçti. Çünkü en hazırlıksız olduğun zamanlarda gelenlendir en zoru. Ne olursa olsun hazırlıklısın artık. Ve neyse kendini korumak adına önüne koyduğun taşlar, işte onları birbir kaldırmaya başla. Tutma içinde hiçbir cümleyi daha afilli sözler bulabilmek adına, ya da daha sade, uyumlu. Uyman, uyarlanman gereken hiçbir kriter yok aslında. Kriter oluşturmak da sen ben gibi insanoğullarının ürünü. Sen neden oluşturmayasın kriterleri?
Git ve izini bırak. İster kesik kesik olsun ister bazı yerleri daha az pırıltılı, ne olursa olsun izin hep senin arkanda olacak. Sana özgü. Tek.
Git ve izini bırak. İster kesik kesik olsun ister bazı yerleri daha az pırıltılı, ne olursa olsun izin hep senin arkanda olacak. Sana özgü. Tek.
B planı
akşamüstü rüyalarımdan bir gençlik dizisiyle uyandım. şöyle birşeyler diyordu karakter: "bir b planım yok. hiçbir zaman da olmayacak. çünkü ben bu olacağım. bu olamazsam hiçbirşey olmayacağım. başarabilecek milyonda bir kişiden biri olmayacağımı düşünüyorsun ama ben sadece benim o kişi olacağıma inanmanı istiyorum. evet belki bu çocukluk düşüm, ama o yüzden en gerçek olanı. Büyüyüp alaycı ve korku dolu olmadan önce istediğim şey."
Benim de bir b planım yok. Olmasını da istemiyorum. B planı A planının işlememe ihtimaline inandığını gösteriyor. Ama böyle bir ihtimal yok. Çünkü başka bir yaşam seçeneğim yok.
Benim de bir b planım yok. Olmasını da istemiyorum. B planı A planının işlememe ihtimaline inandığını gösteriyor. Ama böyle bir ihtimal yok. Çünkü başka bir yaşam seçeneğim yok.
Dec 16, 2009
dün gece sabaha karşı içimden bir ışık çıktı bir anda..uyandım gibi bir his..
bir ferahlama yürekte, sanki üzerimde bir büyü varmış da kalkmış gibi..
birileri kendisini kaybetsin bulamasın demiş gibi.
Sonra aldım elime bir keçeli kalem, duvara içimi döktüm..Ne kağıt bulmaya zamanım oldu ne bu teknolojik zıbırtıyı açmaya..
Her yanımdan kısa geçmişim yükseldi, onun heyecanı, sıcaklığı..
Yüksek desibelli bir ruhun yeniden doğuşuna az kaldı sanırım................
bir ferahlama yürekte, sanki üzerimde bir büyü varmış da kalkmış gibi..
birileri kendisini kaybetsin bulamasın demiş gibi.
Sonra aldım elime bir keçeli kalem, duvara içimi döktüm..Ne kağıt bulmaya zamanım oldu ne bu teknolojik zıbırtıyı açmaya..
Her yanımdan kısa geçmişim yükseldi, onun heyecanı, sıcaklığı..
Yüksek desibelli bir ruhun yeniden doğuşuna az kaldı sanırım................
Dec 2, 2009
Nov 28, 2009
Nov 17, 2009
"Sevdiğinin balık halini de seversen, o da sihirli güçlerinden vazgeçmek pahasına insana dönüşmeyi kabul eder"
Nov 9, 2009
Nov 3, 2009
Ve sonunda: Aradığım kişinin bir hayal olduğunu kabullenip aramaktan vazgeçiyorum. Eski dostuma merhaba diyor ve en huzurlu en mutlu olduğum zamanlara, tekbaşınalığım'a geri dönüyorum.
Görüşmeyeli naber? Çok gezdim bu sefer....
Görüşmeyeli naber? Çok gezdim bu sefer....
Oct 28, 2009
Oct 6, 2009
paralel evrende evinin onunden tanker gecen bir kiz balkonda oturup kivircik sacli bir cocugu dusunuyor, baska bir evde, baltalimaninda aksamustu uykusundan uyanan 4 kisi deniz ruzgariyla kucuk dondurmalarini yiyorlar ve gercekustu bir mutluluk yasiyorlar. bir kizla bir cocuk samsun sahilinde ellerinde ayakkabilari kumlarda kosuyorlar, kiz daha sonra kohne bir otele donup kuvette camasir yikiyor ve cok aci bir ozlem cekiyor, iki kisi tam da su an masalari kaldirilmaya baslayan bir meyhanede, kadikoy carsida rakidan doyup bir mezgiti paylastigimiz iyi olmus diyorlar, birbirine cok benzeyen iki kisi tunel tramvayiyla karakoye iniyor, kar yagiyor, biri soyle yaziyor pek de benzemedigi birisine "sana sorarsam birgun hem asik hem cok mutlu oldugum bir zaman olmus muydu diye, olmustu dersin, su anda olmekten korkmuyorum", bir erkek sarki soyluyor, sigarasinin dumani kisilmis gozunden yukari yukseliyor, kiz kedi gibi oturuyor, ve o anlar hic bitmesin istiyor, bir kiz bodrum marinaya bakan bir pansiyonda yillarini geciriyor, hep ayni gunlere donmeyi bekleyerek, bir erkekle bir kiz sabaha karsi denizden cikmis havlularla korfeze oturuyorlar, bir kiz ankara otobusunde geri kalan saatleri sayiyor, sabahattin'in yerinde solculuk konusup fena halde baska seyler anlatiyor, yalikavak'ta birbirlerinin gozlerinin icine bakiyor birileri, saatlerce bakiyorlar oyle, ve cocuk kiza ici yaldizli bir deniz kabugu veriyor, kiz o kabugu da o cocugu da omur boyu sakliyor, ama hala o evrenden onun gozlerine bakiyor//
...ve bambaska bir evrende bir kiz yerde yildizlar yaptigi kisiye alistigini farkediyor bir sabah kahvaltiya inerken...ya da bunlarin hicbirisi olmuyor ve olmamis.
ama olduysa o kisilerin hepsi icin cok mutluyum. aska asiklarmis. ne guzellermis.
...ve bambaska bir evrende bir kiz yerde yildizlar yaptigi kisiye alistigini farkediyor bir sabah kahvaltiya inerken...ya da bunlarin hicbirisi olmuyor ve olmamis.
ama olduysa o kisilerin hepsi icin cok mutluyum. aska asiklarmis. ne guzellermis.
Sep 29, 2009
ah bloğum ah telli turnam çatalkaram çingenem! ne çok yalnız bıraktım seni bu aralar..tıpkı açılmayan kutularında duran eşyalarım ve spora gitmesi gereken ama pek sallamadığım vucuudum gibi ("u" ile)...
paylaşmam konuşmam hareket etmem lazım diyordum müstahakımı buldum...
şimdi iki satır yazmaya mecalim yok..şaka şaka
yazacağımdır..hep yazacağımdır..ama bazen buraya bazen havaya bazen göğe son zamanlarda gözlere..
ne demiştik:
ömrüm yettiğinde yolculuktayım
müzikle, gözle, aşkla..
paylaşmam konuşmam hareket etmem lazım diyordum müstahakımı buldum...
şimdi iki satır yazmaya mecalim yok..şaka şaka
yazacağımdır..hep yazacağımdır..ama bazen buraya bazen havaya bazen göğe son zamanlarda gözlere..
ne demiştik:
ömrüm yettiğinde yolculuktayım
müzikle, gözle, aşkla..
"cehennemde ateş yoktur herkes kendi ateşini bu dünyadan götürür" dedi genel müdürüm, sonra dansçılar gitti, ben elime mikrofonu aldım, "eğer bir masal perisi girerse rüyalarına..." dedim, ayaklarımı hissetmeden..gece dediğin böyle olmalı!
Aug 28, 2009
kafamda saçma supur sözleri olan, genelde hoplamak üzerine kurulmuş ve anlamlandırılmış, sözlerini düzyazıya döktüğünde hiçbirşey ifade etmeyen türküler dönüyor (misal: Gaydırı gubbah cemileeeeeeem)
..atarax almanın zamanı mıdır??? :)
..atarax almanın zamanı mıdır??? :)
Kuzum yazmış....ne güzel yazmış
birbirimizin herşeyi olacakken
hiçbirşeyi olduk
burada ya da başka bir şehirde
soluk alıp verdiğini
uykudan ansızın uyandığını
ve beni düşündüğünü
gölgelerden anlıyorum
dünyadaki bütün sesler kesiliyor
sağır edici bir sessizlik
adımı sesleniyorsun
sessizlikten anlıyorum
kıpırdamadan duruyorum
hiçbirşeyi olduk
burada ya da başka bir şehirde
soluk alıp verdiğini
uykudan ansızın uyandığını
ve beni düşündüğünü
gölgelerden anlıyorum
dünyadaki bütün sesler kesiliyor
sağır edici bir sessizlik
adımı sesleniyorsun
sessizlikten anlıyorum
kıpırdamadan duruyorum
Aug 25, 2009
Aylardır süregelen umutlanma/ayaklanma/yere düşme/güç toplayıp kalkma/duvara çarpma/tekrar ayağa kalkma/ümidimi kaybetme/tekrar toparlanma/düşme/yılmama/koşma/düşme döngüsü acaba ne kadar sürecektir..acaba kocaman bir karpuzu et bıçağıyla-ve kalbime dayayarak- kesmeye çalışıyor olmam gizli bir kendini yoketme arzusu mudur?
.............................yoksa 30 yaşında hala beceriksiz olmakla açıklanabilir mi :)
.............................yoksa 30 yaşında hala beceriksiz olmakla açıklanabilir mi :)
"berrak sudaki kırmızı balık
sana canım demek için
canımdan bir parça ve ışıksız gecelerin
sessiz özgürlüklerini verdim
dışı sevda içi zindan değilim artık
gözlerimden süzen güvensizliği kuşkuyu
hiç bu renk bir sevgiyle yenmedim
ve güzelim sana sunduğum değerleri
karşılıkların içinde büyütmedim"
sana canım demek için
canımdan bir parça ve ışıksız gecelerin
sessiz özgürlüklerini verdim
dışı sevda içi zindan değilim artık
gözlerimden süzen güvensizliği kuşkuyu
hiç bu renk bir sevgiyle yenmedim
ve güzelim sana sunduğum değerleri
karşılıkların içinde büyütmedim"
"Şehrin karanlık sokaklarında, donu düşük çocukların yaptığı kağıttan bir gemiyim / Yüzüyorum, yüzüyor muyum / Bilmiyorum, bilmiyorum / Bir günbatımıyım güneyde, bir akşam vaktiyim / ucuz bir şarabın şişesiyim denizde / yüzüyorum, yüzüyor muyum "
Aug 24, 2009
Bana baktığı anda güvenip güvenemeyeceğini anlayan insanlar lazım bana. Ne korkmasınlar diye defalarca anlatmam gerekecek, ne de cengaverce "işte geldim buradayım" dedikten sonra binlerce teste tabii tutacak. Yanlış anlaşılma kaygılarından, kendimi anlatmaya çalışmaktan yoruldum. İyisiyle kötüsüyle buyum işte. Kendine güvenen gelsin. Sonrasında işi zorlaştırmadan, ya da gelene kadar bendeki tüm hevesi alıp götürmeden. İyisiyle kötüsünü benim kadar ortaya koyabilen gelsin. Vitrin arkasından görünüp kaybolmayan gelsin. Gerisi bir zahmet çelişkileriyle dizdize evde otursunlar, pek bir cool pek bir derin havalarını başkalarına atsınlar.
Aug 18, 2009
Paradise...
I can’t remember
When I was young
I can’t explain
If it was wrong
My life goes on
But not the same
Into your eyes
My face remains
[I’ve been so high]
I’ve been so down
[up to the skies]
Down to the ground
I was so blind
I could not see
Your paradise
Is not for me
Autour de moi
Je ne vois pas
Qui sont des anges
Surement pas moi
Encore une fois
Je suis cassée
Encore une fois
Je n’y crois pas
All around me
I could not see
Who are the angels
Surely not me
Once more again
I am broken
Once more again
I don’t believe it
When I was young
I can’t explain
If it was wrong
My life goes on
But not the same
Into your eyes
My face remains
[I’ve been so high]
I’ve been so down
[up to the skies]
Down to the ground
I was so blind
I could not see
Your paradise
Is not for me
Autour de moi
Je ne vois pas
Qui sont des anges
Surement pas moi
Encore une fois
Je suis cassée
Encore une fois
Je n’y crois pas
All around me
I could not see
Who are the angels
Surely not me
Once more again
I am broken
Once more again
I don’t believe it
Aug 1, 2009
Yaniklar Koyu`nden bildiriyorum
Aysegul az sonra 1,5 saatlik ayurverdik zibirtiya alinacak ve ucuncu gozunu actiracak..ki daha seans oncesi ucuncu gozu acilan kadin olarak kenarinda durum-ayranli kucuk agzimla bildiriyorum ki,bu dunyada onemli olan bazen destege, sefkate, bazen sadece dinlenilmeye bazen masajlara gonderilmeye :))- ihtiyacimiz oldugunu anlayacak, dugumlendigimiz zamanlarda severek ya da doverek o dugumleri acmaya calisacak dostlarin ve sevgililerin varligidir efem..
ozellikle fikir belirtirken egosuna yenik dusmeyen ve bir jest yaparken `bak jest yapiyorum` havasinda olmayanlar daha bir opup basa koymaliktir sanki...
*ozet: birini anlamayabilirsin, katilmayabilirsin, sevgili ablamin tabiriyle -her ne demekse- onaylamayabilirsin, ama yaninda olmak ayri bir hadisedir.
ozellikle fikir belirtirken egosuna yenik dusmeyen ve bir jest yaparken `bak jest yapiyorum` havasinda olmayanlar daha bir opup basa koymaliktir sanki...
*ozet: birini anlamayabilirsin, katilmayabilirsin, sevgili ablamin tabiriyle -her ne demekse- onaylamayabilirsin, ama yaninda olmak ayri bir hadisedir.
Jul 17, 2009
Betty Blue

"-biliyorsun eddie, var olmayan bir şeyin arkasından koşuyor. yaralı bir hayvan gibi, anlıyor musun ve her seferinde biraz daha aşağıya düşüyor.dünyanın ona dar geldiğine inanıyorum, eddie, bütün sorunlarının buradan kaynaklandığını düşünüyorum...
-yine de yapabileceğimiz bir şey olması gerekiyor.
-evet, tabii ki, mutluluğun var olmadığını, cennetin var olmadığını, kazanılacak ya da kaybedilecek hiçbir şey olmadığını ve hiçbir şeyin özünün değiştirilemeyeceğini anlaması gerekiyor. ve eğer bundan sonra insana sadece ümitsizliğin kaldığına inanirsan bir kere daha yanılmış olursun, çünkü ümitsizlik de bir yanılsamadır. tek yapabileceğin şey akşam yatmak ve sabah mümkünse bir tebessümle kalkmaktır. sen ne düşünürsen düşün bu hiçbir şeyi değiştirmeyecek, sadece işleri karmasıklastıracaktır.
-tanrım, herife onu bu durumdan kurtarmanın bir yolu var mı diye soruyorum o kalkıp bana yapacağı en iyi işin kafasına bir kurşun sıkmak olduğunu söylüyor!!!
-hayır, kesinlikle değil, benim söylemek istediğim, hayatın, bir yığın sahte kısmetle dolu bir fuar standı olmadığı. eğer buna bel bağlayacak kadar aptal olursan çarkın asla durmadığını çabuk fark edersin. ve işte bu noktada acı çekmeye başlarsın. hayatta birtakim hedeflere saplanmak, kendini zincire vurmaktır.
-ben çocukken burada sudan cok balık vardı.
-ben çocukken yolun aydınlık olacağına inanıyordum."
Jul 13, 2009
Sen deniz qoynuna tullanmış çiçek,
Üstüne dalğalar atılacaqdır.
Saxta mehebbetin saxta senedtek
Ne vaxtsa üstünde tutulacaqdır.
Döşenib yollartek ayaqlarına
Sene yalvarımmı...bü mümkün deyil!
Qoymaram qelbimtek vüqarım sına
Alçalıb yaşamaq ömür-gün deyil.
Demirem sen uca bir dağsan, eyil,
Demirem qalıbdır elacım sene
Ne sende mehebbet qara pul deyil,
Ne men dilençiyem el açım sene...
Getmek isteyirsen...
O yol, o da sen...
Bir cüt göz baxacaq arxanca senin.
Getdinmi...
Ne vaxtsa dönmek istesen
Tikanlı yastığa dönecek yerin.
Getmek isteyirsen...Ne danış, ne din!
Yox ol uzaqlartek dumanda, çende...
Neyimi sevmişdin?
Deye bilmedin,
Indise yüz eyib görürsen mende.
Getmek isteyirsen,Behanesiz get, Oyatma mürgülü xatireleri.
Sesin hemin sesdir,
Baxışın ögey,
Gedirsen,sesin de yad olsun barı...
Üstüne dalğalar atılacaqdır.
Saxta mehebbetin saxta senedtek
Ne vaxtsa üstünde tutulacaqdır.
Döşenib yollartek ayaqlarına
Sene yalvarımmı...bü mümkün deyil!
Qoymaram qelbimtek vüqarım sına
Alçalıb yaşamaq ömür-gün deyil.
Demirem sen uca bir dağsan, eyil,
Demirem qalıbdır elacım sene
Ne sende mehebbet qara pul deyil,
Ne men dilençiyem el açım sene...
Getmek isteyirsen...
O yol, o da sen...
Bir cüt göz baxacaq arxanca senin.
Getdinmi...
Ne vaxtsa dönmek istesen
Tikanlı yastığa dönecek yerin.
Getmek isteyirsen...Ne danış, ne din!
Yox ol uzaqlartek dumanda, çende...
Neyimi sevmişdin?
Deye bilmedin,
Indise yüz eyib görürsen mende.
Getmek isteyirsen,Behanesiz get, Oyatma mürgülü xatireleri.
Sesin hemin sesdir,
Baxışın ögey,
Gedirsen,sesin de yad olsun barı...
Jul 7, 2009
Serzeniş
Yan yatarsak yüzümüz kırışır, bacak bacak üstüne atarsak selülit bağlarız, içki ve sigaradan ölürüz, aşırı hızdan da ölürüz, şeker de yaşlandırır, güneş cilt kanseri yapar, fazla uyku ömrü kısaltır, şu hayatta keyif aldığım ve rahat ettiğim herşey zararlı! Neyse ki henüz kimse çıkıp deniz adamı verem eder veya şen dost meclisleri ülsere sebebiyet verir demedi!! Yine de tetikteyim..
Jul 6, 2009
Eskişehir



Türkiye'nin en modern şehridir bence..tabii modern tanımından metrekareye 2 starbucks düşmesini anlamayanlara..
*Taksiciler bir örnek giyimli, kibar ve eski İstanbul Türkçesiyle konuşuyorlar. Hatta bir tanesi "di mi" yerine üstüne basa basa "değil mi" diyordu şaşkınlık içinde kaldım.
*Anadolu Üniversitesi kampüsü sanırsın ki Cornell kampüsü..Kırmızı tuğla güzel binalar, yeşillik, içinden geçen yapay nehir...
*Tramvay neredeyse bütün şehri dolaşıyor
*Sokaklar güvenli, insanlar görgülü, kimse gece vakti bile "lalala bak karı geçti" diye birbirini -ya da sizi- dürtüklemiyor
*Ucuuuuuuz....kelime anlamıyla..kiralar 200-500 arası..En lüks restoranda yemek kişi başı 20-30 civarı, Sortie benzeri içinde bir sürü ayrı mekan olan bir yer yapmıslar..Ama biz avrupalı kırolarız durumu yok tabii İstanbuldaki gibi, mekanlar gayet bizden, nargile köşesi de var, canlı müzik mekanı, şarapevi de, e gece kulubü de var haliyle..Ama ne fiyatlar ağlatıyor ne kapıdakiler kanırtıyor ne de içeride rahatsız olunacak bir tane insan görünüyor.
*Garsonlar, bilgili, ilgili ve saygılı..
*Üniversite şehri olduğundan gençlere yönelik pratik bir yaşam, festivaller, konserler bol..
*Yapay plajlı kocaman parklar, parkların hemen girişinde -her ihtimale karşı- 4 tekerlekli sandalye..
*Şehrin her yanı pırıl pırıl
demem odur ki, istenince oluyor arkadaş..Laleler ve Köprü ışıklarına harcanan parayla çoktan ihya olmuştuk...
avukat bir arkadaşımın hayali..
mahmutpaşada esnaf olasım var...nevresim toptancısı, doncu neyse artık .... dükkanın önüne atayım tabureyi, toptan sünnet kıyafeti satan komşuyla tavla oynıyım... çırak ORALET getirsin ... uğraştııım en komplike finansman aracı esnafın kestiği çekler olsun, en uzun müzakereyi de hanım teyzelerle yapiiimm walla sermayesi kurtarmaz abula diye .....
Jul 3, 2009
blog kardeşliği - Attila İlhan
"…yokluğum fazla uzayabilir, zaman zaman dediklerimi dinleyerek saptarsın ki: hayatta kimse kimseyi anlayamaz, kimse kimsenin yerini tutamaz; aşk dediğimiz, ya vahim bir yanlış anlaşılmadır, ya kötü bir hayal kurma tarzı; iki kişinin ikisi de, öbürünün yerine hayal kurmaya kalkıştığından, sukut-u hayaller eksik olmaz! sen dediğime kulak ver, kendimizden başkasını sevemiyoruz; sevdiğimiz, şahsiyetimizin dışlaştırılmış, bir başkasının üzerinde somutlaştırılmış hayali; o başkası da kendisini üçüncü bir şahıs üzerinde dışlaştırır, somutlaştırır: arada ahenk kurulamaz, nasıl kurulsun, sevdiğimizle sandığımız farklı! muvaffak bir çift, yalnızlığa tahammülü yüksek iki insan manasını taşır: çift demek, yan yana iki yalnızlık demek, beraber bile olamamış, kesişmesi bile zor! onun için böyle bir hayatı, içine girip kurbanı olmadan yasayacaksın, yani uzaktan. uzaktan, soyut, hemen hemen yok bir şahsı sevmekten güzelini tasavvur edemiyorum. yakında olmayan sevgili tahayyülde yaşatılır, hayalde yaşatmak az evvel açıkladığım kaideye uygun olarak, onu kendine benzetmektir; yanında bulunmayacağından, o buna ne itiraz edebilir, ne müdahale: sevdiğini, hayalinde değiştirdikçe, kendine benzettikçe daha çok seversin, böylece denge korunmuş olur. sevmek! sevmek esasında alıp başını gitmektir, sevgiliden uzaklaşan mutlak aşka yaklaşır, sevdiğini gönlünde kendi bildiğince yeniden yaratarak..."
Jul 1, 2009
Jun 23, 2009
Şöyle sempatik bir balık olmak istiyorum renklisinden, ama gözlerini kapatabilen bir cins...Suyun içinde olayım ve saatlerce uyuyayım.
Datça'ya doğru...Vatozlar gelip çarpsalar, sivrisinekler kolumu bacağımı cörk cörk emseler de umrumda değil. Hatta Hayıtbükü'ne "burada obezlere yer yok, bikini giymeden önce o yemekleri hüpletmemeyi düşünseydin" diye pankart açsalar da hıııııh diyip ilerlerim. kadının kalçalısı makbuldür kardeşim, bozmayın kafamı. Gidiyorum bütün aşklar yüreğimde. E yürek de geniş malum.
Datça'ya doğru...Vatozlar gelip çarpsalar, sivrisinekler kolumu bacağımı cörk cörk emseler de umrumda değil. Hatta Hayıtbükü'ne "burada obezlere yer yok, bikini giymeden önce o yemekleri hüpletmemeyi düşünseydin" diye pankart açsalar da hıııııh diyip ilerlerim. kadının kalçalısı makbuldür kardeşim, bozmayın kafamı. Gidiyorum bütün aşklar yüreğimde. E yürek de geniş malum.
Jun 19, 2009
bir insan kendi evinde elini peynirle keser mi??
peynir...hay allahım..eğer günün birinde hapishaneye düşersem (ulu kozmos duyma bu dediğimi!) sanırsam kapıda kesici aletlerle beraber üzerimden her türlü nesneyi almaları gerekecek. 1metrekarede herhangi birşeyi kullanarak kendime ve başkalarına tehlikeli olabilecek yegane kişiyim sanırsam..bakarsınız yastıkla tünel yapıp kaçmışım falan..
bir de bir dahaki sefere kalbimi benden yüreksiz birine vereceğime köpeklere atayım diyorum, hem birilerine bir faydası dokunur, hem de daha havalı bir hareket olur.
peynir...hay allahım..eğer günün birinde hapishaneye düşersem (ulu kozmos duyma bu dediğimi!) sanırsam kapıda kesici aletlerle beraber üzerimden her türlü nesneyi almaları gerekecek. 1metrekarede herhangi birşeyi kullanarak kendime ve başkalarına tehlikeli olabilecek yegane kişiyim sanırsam..bakarsınız yastıkla tünel yapıp kaçmışım falan..
bir de bir dahaki sefere kalbimi benden yüreksiz birine vereceğime köpeklere atayım diyorum, hem birilerine bir faydası dokunur, hem de daha havalı bir hareket olur.
Jun 13, 2009
lale müldür
"ben seni hiç üzemem papatya çayı yapmak isterim sana
sonra portakal çayı füme lapsang souchong çayı
ama ben seni hiç üzemem deliririm yalnızca
sessizce tek başıma deliririm
beni lape’ye koyarlar
koyu türk çayı içerim orada yalnızca"
sonra portakal çayı füme lapsang souchong çayı
ama ben seni hiç üzemem deliririm yalnızca
sessizce tek başıma deliririm
beni lape’ye koyarlar
koyu türk çayı içerim orada yalnızca"
May 28, 2009
Bir arkadaşımın 30 yaşından istifa yazısı :)
25 yaşın altındayken uçlarda yaşamak marifet sayılıyordu da 5 yaş yaşlanınca özgürlüklerim elimden mi alındı? Ve acaba bu özgürlükler 35 itibariyle iade mi oluyor???şimdi işi gücü bırakıp, canın ne istiyorsa onu yapmak çok büyük bir lüks kabul ediliyor tarafımdan mesela...çünkü 30 yaşındayım.. kariyer için ne yapılacaksa şu anda yapılması lazım...bir adama çok aşık oldum ve aşkımı yaşayamadım.. sırf 30 yaşında olmak sebebiyle...20 olsam amaan derdim çok zaman var önümde bu yıllarda böyle geçiversin...40 olsam amaan derdim benden geçmiş zaten...30 olunca inanılmaz bir sorumluluk hasıl oluyor insana... düzgün ilişki yaşamak lazım diye bir fikir beliriyorinsanın aklında...ne münasebetse artık çoluk çocuğa karışmak gerekiyor...doğru adamı bir an evvel bulmak mecburiyeti var...saçları kirpi gibi kestirip platin rengine boyatamıyor insan 30 yaşında olunca... çünkü marjinal olmak için çok yaşlı, deli olmak için çok gençsin an itibariyle...kilo vermek artık sadece güzellik için değil, hem güzel hem sağlıklı olmak için elzem...kaşları bile kalınlaştırmak lazım, o raddede marjinal olunmayacak bu yaşta..ne boktan yaşmış 30 arkadaşım??? ben 30 filan olmak istemiyorum...parmak arası terliklerim ayağımda ve sadece göstermek istemediğim yerleri örten bi takım kıyafetler üzerimde, yanımda bir kutu kola, bi paket kısa Marlboro light, bir de Brownie the cat olmak suretiyle...şuursuzluğumu geri kazanmak istiyorum...yapmamam gereken veya yapılması görece zor olan her adımdan sonra yüzüme serin bir rüzgar eserdi gençken (evet gençken maalesef ) ben o rüzgarda gözlerimi kapatıp an sonrasını düşünmeyeceğim zamanlara geri dönmek veya hızla ileri gitmek istiyorum...Hayatımın kumandasını yeniden ele geçirip, istediğim gibi oynamak istiyorum...Nasılsa ben hiç olmam gereken olmadım, benden hayatın bir beklediği varsa avucunu yalar...Bu sırada bugün İtalyan bir şapkacıyla İngilizce konuştum ve an itibariyle İtalyanca öğrenme kararı aldım... Nasıl geçinicem, hayat nasıl daha güzel olacak, ne zaman evlenilecek tribine harcadığım vaktin iade edilmesi durumunda İtalyanca öğrenesim var...
Sayın Yetkili,
Yukarıda açıkladığım nedenlerden ötürü 30 yaş ve civarından istifa eder, gereğinin yapılmasını arz ederim...
Saygılarımla,
Zeynep Sekban
Sayın Yetkili,
Yukarıda açıkladığım nedenlerden ötürü 30 yaş ve civarından istifa eder, gereğinin yapılmasını arz ederim...
Saygılarımla,
Zeynep Sekban
"Hazır bu bahar akılsız bir yeşermenin şahane hasadına, hazır nur topu bir yaşama sevincini kundaklamaya / Unutma baharda çiçek olan meyvedir yaza / Bu erik tanesi, bu şakacı bahar çiçeği her dem taze kalsa..."
ileride çok param olursa evime saz heyeti alacağım...budur bugünkü kararım..bütün gün udlar tıngırdasın renkli ampüllü bahçede..bir de iyi topik yapan bir darbukacım olsun..ben de eşleriyle dolma sararım bir köşede, ya da denerim, hayal değil mi..
May 25, 2009
Yalnızlık bir boşluktur
içimizde;
sisli yamaçlarında babalarımızın
dev gölgesi dolaşır.
Babalar ki,
bizde bitmeyen upuzun tiratlardır;
bir masal ağacına benzeyen ellerini uzatıp
ellerimizden
çocuklarımızı okşarlar
Torunlarına baba derler sonra,
sürekli değişen sesleriyle
torun çocuğunda hortlayarak.
Babalar, alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır.
Kimi zaman asarlar kendilerini tütün dumanına
bir akşamın en ince yerinde
yorgun yorgun,
kimi zaman iç kanamalı bir şilep gibi
rakıya demirler yüreklerini;
kimi zaman dayanamayıp kusarlar
bizi hızla,
kimi zaman silerler görüntümüzü
kızları olmamış bir kızla
ve dönüp dolaşıp baba kelimesinde yaşarlar.
Bu kelime biricik evleridir onların
ve onların,
koşulsuz sevmek gibi
sonsuz bir mahkumiyetleri vardır;
severler.
Babalar ki, bizim tamamladığımızdır;
döverlerse,
yalnızca kendilerini döverler.
Erken çizilmiş karikatürlerimizdir babalar bizim;
onları tamamlaya tamamlaya
çocuklarımızla tamamlanmaya koşullanırız.
Elimizden minicik bir el eksilse,
yanağımızdan küçücük bir ağız düşse
ya da
Kulak mememizde asılı duran
ve zamanı örtündükçe
inatla sesimize benzeyen o ses
sessizliğe dönüşse;
telaşlanırız hemen.
Ellerimizi yitiririz birdenbire, yokturlar;
yanaklarımız tozlu bir ülkedir
unutulmuş masallarda
ve şuramızda
bir gökyüzü sürekli kuşsuzluğa doğurur kendini
ve eşyalar
aslında birer boşluk olduklarını anımsarlar ansızın
sonra boşluk taşar boşluk kelimesinden,
taşar.
Artık ne yapsak yapmıyoruzdur,
ne yıksak yıkmıyoruz.
Babalar ki, yalnızlığın en uzun tarihidir
içlerinden gelip geçtiğimiz.
Yalnızlık,
çocuk kılığında bir babadır
torunların büyüttüğü.
Ve
her terekede bir yalnızlık vardır
sulh hakimlerinin göremediği.
Hasan Ali Toptaş
içimizde;
sisli yamaçlarında babalarımızın
dev gölgesi dolaşır.
Babalar ki,
bizde bitmeyen upuzun tiratlardır;
bir masal ağacına benzeyen ellerini uzatıp
ellerimizden
çocuklarımızı okşarlar
Torunlarına baba derler sonra,
sürekli değişen sesleriyle
torun çocuğunda hortlayarak.
Babalar, alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır.
Kimi zaman asarlar kendilerini tütün dumanına
bir akşamın en ince yerinde
yorgun yorgun,
kimi zaman iç kanamalı bir şilep gibi
rakıya demirler yüreklerini;
kimi zaman dayanamayıp kusarlar
bizi hızla,
kimi zaman silerler görüntümüzü
kızları olmamış bir kızla
ve dönüp dolaşıp baba kelimesinde yaşarlar.
Bu kelime biricik evleridir onların
ve onların,
koşulsuz sevmek gibi
sonsuz bir mahkumiyetleri vardır;
severler.
Babalar ki, bizim tamamladığımızdır;
döverlerse,
yalnızca kendilerini döverler.
Erken çizilmiş karikatürlerimizdir babalar bizim;
onları tamamlaya tamamlaya
çocuklarımızla tamamlanmaya koşullanırız.
Elimizden minicik bir el eksilse,
yanağımızdan küçücük bir ağız düşse
ya da
Kulak mememizde asılı duran
ve zamanı örtündükçe
inatla sesimize benzeyen o ses
sessizliğe dönüşse;
telaşlanırız hemen.
Ellerimizi yitiririz birdenbire, yokturlar;
yanaklarımız tozlu bir ülkedir
unutulmuş masallarda
ve şuramızda
bir gökyüzü sürekli kuşsuzluğa doğurur kendini
ve eşyalar
aslında birer boşluk olduklarını anımsarlar ansızın
sonra boşluk taşar boşluk kelimesinden,
taşar.
Artık ne yapsak yapmıyoruzdur,
ne yıksak yıkmıyoruz.
Babalar ki, yalnızlığın en uzun tarihidir
içlerinden gelip geçtiğimiz.
Yalnızlık,
çocuk kılığında bir babadır
torunların büyüttüğü.
Ve
her terekede bir yalnızlık vardır
sulh hakimlerinin göremediği.
Hasan Ali Toptaş
Chillout Fest'e gitme sebebim olan Lamb sahneye çıktığında ilk birkaç şarkı sabrımızı sınıyor zannettim. Ya da böyle "dayanan direnebilenler kalsın, dayanamayanlar gitsin, zaten bizim dinleyicimiz değillerdir" gibi bir tavırdır belki de. Belki de ben sanattan anlamıyorumdur. Ben ve 10 kişi daha. Neyse, müzik dışında havanın da zorlayıcı etkisi sebebiyle (Kemer Country'de aynen bir çöl havası hakim, İstanbul rüzgarlı ve serinken sweatshirtleri ve ayakkabıları cekip gittimiz, ama yine herkesin bikiniyle gezdiği çünkü havanın 30 derece olduğu ama kararır kararmaz 5dereceye düştüğü bir yer. Bir de nem ve dolayısıyla çiğ var ki sormayın gitsin) herkesin kendini ayrı bir kapalı mekana attığı dakikalarda ben de kendimi kitapçıda buldum. Festivalde kitapçıda olmak ilk dereceden yaşlanma alameti. Yiyecek fişi kuyruğundan tırsıp öğle yemeğini üstteki restoranda yemekse ikinci dereceden..Gelemeyen garsonu bekleyemeyip yemekten vazgeçip tekrar güneşin altına yayıldığım için kaybettiğim puanları alıyorum neyse ki..
Yine ağız ishali olduğumdan konuya giremedim öffffff
konu şuydu, işte o kitapçıda dolanırken, şu söz beni çarptı (şu anda farkediyorum ki her "ben" dediğimde kenara 10kuruş atsaydım şu an zengindim);
"Tomurcuk derdinde olmayan ağaç odundur" Necip Fazıl Kısakürek
Yine ağız ishali olduğumdan konuya giremedim öffffff
konu şuydu, işte o kitapçıda dolanırken, şu söz beni çarptı (şu anda farkediyorum ki her "ben" dediğimde kenara 10kuruş atsaydım şu an zengindim);
"Tomurcuk derdinde olmayan ağaç odundur" Necip Fazıl Kısakürek
"just when the caterpillar thought the world was over, it became a butterfly"
bir de dün gece çok güzel bir rüya gördüm, ne olduğunu uyandıktan 5-10dk sonra tamamen unuttum, ama aylardır süregelen bilinçaltı kıpraşımlı, kavgalı gürültülü, ya da fazla ayrıntılı, film gibi rüyalardan sonra nihayet bir uykudan bir tekne gezisinden dönmüş gibi uyandım...ooh be
bir de dün gece çok güzel bir rüya gördüm, ne olduğunu uyandıktan 5-10dk sonra tamamen unuttum, ama aylardır süregelen bilinçaltı kıpraşımlı, kavgalı gürültülü, ya da fazla ayrıntılı, film gibi rüyalardan sonra nihayet bir uykudan bir tekne gezisinden dönmüş gibi uyandım...ooh be
May 19, 2009
"Απαγορευμένο"
"It's strange to be the other half of my big secret
Turn off the light and come and drink insecurities and guilt
turn off everything but be burning hot
.............................................................................................
I won't leave you, I won't let you go anymore
and love is not a crime
I am conspired in a game for two
in an unreasonable temptation
before you get dressed I should say that your garment is me
Feel me,
I am here"
Turn off the light and come and drink insecurities and guilt
turn off everything but be burning hot
.............................................................................................
I won't leave you, I won't let you go anymore
and love is not a crime
I am conspired in a game for two
in an unreasonable temptation
before you get dressed I should say that your garment is me
Feel me,
I am here"
Apr 28, 2009
Apr 26, 2009

bundan seneler önce..yalnız kovboyluk gezileri vol.2
külüstür arabamı kuma bırakmışım, Kadıkale'de karpuzla deniz börülcesi yiyorum ve kimbilir hangi karmaşık hikayelerle dolu kitabı okuyorum. bir de günlüğüm var. normal zamanda hiçbirşey yazamadığım seyahat günlüğüm. özgürlük ve yalnızlık içiçe. hatta biraz buruk bir yalnızlık. küsmüşüm çünkü birşeylere, belli. Kadıkale'nin dalgaları, uzun uzun yosunları ayaklarımda. tek başıma.
işte tam şu anda, o ruh halimdeyim.
gribal durumlardan, padişah tatlılarından, sek votkalardan, hicaz makamında şarkılardan sonra...aynen o haldeyim.
bana bir deniz gösterin gideyim.
külüstür arabamı kuma bırakmışım, Kadıkale'de karpuzla deniz börülcesi yiyorum ve kimbilir hangi karmaşık hikayelerle dolu kitabı okuyorum. bir de günlüğüm var. normal zamanda hiçbirşey yazamadığım seyahat günlüğüm. özgürlük ve yalnızlık içiçe. hatta biraz buruk bir yalnızlık. küsmüşüm çünkü birşeylere, belli. Kadıkale'nin dalgaları, uzun uzun yosunları ayaklarımda. tek başıma.
işte tam şu anda, o ruh halimdeyim.
gribal durumlardan, padişah tatlılarından, sek votkalardan, hicaz makamında şarkılardan sonra...aynen o haldeyim.
bana bir deniz gösterin gideyim.
**tam bunu yazarken şu şarkı çalmaya başlar
"koparıp bir gül takmıştınız o gün
göğsüme gizli bahçenizden, pembe
demiştiniz ne füsunkar durdu
pembe gül sütten daha ak teninizde
ben o gün yandım işte
sabaha doğru üçte
çok zaman oldu siz evliydiniz
ben kaldım hala o
yüreğimin vurgun yediği terkedilişte
gelip gitti ah beni buldu
sevdanın en karası
baharlarla, sonbaharla güzel yazlar arası
ihtimal ya fikrinize düşersem
tutturun bir rumeli havası"
Apr 24, 2009
Apr 16, 2009
Hasan Ali Toptaş
"Beni en çok suçtan arınmışlığım tedirgin ediyor. Uzunca bir süredir, ruhumun derinliklerinde bütün şiddetiyle hissediyorum bunu..."
"Yalnızlık, sizin size yokuşunuzdur."
"Yalnızlık, sizin size yokuşunuzdur."
Apr 3, 2009
"Bir bal çanağı olmak isterdim,
Çocuklar parmaklarını banardı gözlerime,
Kör olurdum ufak elleriyle,
"Bugün"diye başlayan bir masal söylerdim
Gülüşürlerdi,gülerdim......... "
Çocuklar parmaklarını banardı gözlerime,
Kör olurdum ufak elleriyle,
"Bugün"diye başlayan bir masal söylerdim
Gülüşürlerdi,gülerdim......... "
High Fidelity
"What came first, the music or the misery? People worry about kids playing with guns, or watching violent videos, that some sort of culture of violence will take them over. Nobody worries about kids listening to thousands, literally thousands of songs about heartbreak, rejection, pain, misery and loss. Did I listen to pop music because I was miserable? Or was I miserable because I listened to pop music? "
bu gece...ve anneannem
Gece saat 3 itibariyle evimdeki herşeyin yerini değiştiriyorum - yer değiştirmek derken, sandalye ile koltuk gibi basit değişimler zannedilmesin, yatakodasıyla salonu değiştiriyorum örneğin. Komşular duyar da rahatsız olurlar diye çekiniyorum, ama değiştirmeye karar verip onu gerçekleştirememenin bünyede yaratacağı huzursuzluğu tahayyül bile etmek istemediğimden başlıyorum çekiştirmeye. Tam bu anda aklıma anneannem geliyor ve belli ki ondan sirayet eden bu sabırsızlık ve değişiklik tutkusu. Birşey istedi mi sınırlarını asla bilmeme. 103 yaşına kadar yaşamak bile bunun bir göstergesi herhalde. Sözkonusu kişi 100lü yaşlarında birgün dellenip gardrobu sürüklemeye başlamıştı gözlerimin önünde. Enteresan bir kadındı. Şu anda kafamızı şişiren tüm anti aging saçmalıklarını ben daha mini miniyken çürütmüştü. Sürekli şeker yerdi, çokokrem kaşıklardı ve nescafe içerdi. Kalıp sabun kullanırdı sadece. Bir kremi var mıydı bilmiyorum. Evet belki hiç sigara içmedi ama 10 çocuk doğurdu ve 7sinin öldüğünü gördü. Gözleri 100 yaşında bile cam gibiydi. Gezme, görme isteği hiç bitmezdi. Beni lanetlediyse o lanetledi:) Yaşlandığını bırak kabul etmeyi, belli ki hiç düşünmemişti. Annemin ona aldığı elbiseleri beğenmez "bana böyle yaşlı elbisesi gibi koyu renk şeyler alma" derdi. Bunu derken 98indeydi. Ben doğduğumdan beri bizimleydi, günlerim onun dini hikayelerini dinleyerek ve sonra unutacağım bir sürü dua ezberleyerek geçti. Birşeye faydası olmuş mudur bilmiyorum ama çok zemzem içtim:)10 yaşımdayken ailecek taşındık. Anneannem yeni evde kendini işe yaramaz hissettiğini söyledi ve "eski ev"e geri döndü. 90 yaşında hayatında ilk defa yalnız yaşayan bir kadın oldu. İşte o evde gördüm onun spontan dekorasyon maceralarını. "İçim sıkıldı"yı da ondan duydum. İlla birşey yapması gerekiyordu, ne olursa..Köşede oturması beklendiği anda çöküverirdi.Ve bu kadın ölümle bayağı bir alay etti. İlk 85 yılında kalp krizi geçirip hepimizi bir ağlatmıştı, eskisinden daha sağlıklı geri geldi. 2000de gitti gidiyor diye bir hafta başında bekledik, yemek yemedi, uyumadı, nefes almadı, sonra tekrar kendine geldi. Sonra birgün, öylesine birgün, gidiverdi. Kimseyi üzmek, sıkmak istemeden..Hepimiz onun ölebilecek bir varlık olduğunu unutmuşken, zevzek torun ben "anneannem bir hayalet aslında" gibi espriler yapıyorken..Gözümle görmediğim ama canlandırabildiğim şöyle bir kare var beynimde..Son senelerinde bir gün ablam onu yazlığa, marmara ereğlisi'ne götürmek ister. Arabanın arkasında rahat etmeyen (aaah aaaah) anneanne öne oturmak ister. Ablam güneşten gözleri rahatsız olmasın diye de kendi "acımız büyük, gözlük de büyük" gözlüğünü takar. Sonra da emniyet kemerini bağlar. Film karesi şöyledir: Parisien görünümlü 30yaşında bir kadınla, kocaman lagerfeld gözlüklü ama başı örtülü nur yüzlü 100 yaşında başka bir kadın cart kırmızı bir spor arabayla, takribi 190km hızla otobanda cafe del mar dinleyerek ilerlemektedirler.
Ah...Özlemişim be sabun kokulu..Dediklerin aklımda. "Platik yapmayı" yani politik davranmayı öğrenemedim. "Allah iyi insanla karşılaştırsın" derdin, o konuda da pek etkim olamıyor. Senin gibi kurşun döken de bulamayız zaten. Ama 100 yaşına kadar yaşayıp, keyfim, kahyası ve ben şeklinde takılmak, ve mümkünse National Geographic fotoğrafçısı olacak torunlarımın pick-up'larının arkasında, dalış tüplerinin yanında bir yere sığışıp, o zamanın teknolojisi walkmani kulağıma takıp Kosta Rika'da yol almak var aklımda..Sonra bir taraflarda buluşup birbirimize hikayelerimizi anlatırız.
Ah...Özlemişim be sabun kokulu..Dediklerin aklımda. "Platik yapmayı" yani politik davranmayı öğrenemedim. "Allah iyi insanla karşılaştırsın" derdin, o konuda da pek etkim olamıyor. Senin gibi kurşun döken de bulamayız zaten. Ama 100 yaşına kadar yaşayıp, keyfim, kahyası ve ben şeklinde takılmak, ve mümkünse National Geographic fotoğrafçısı olacak torunlarımın pick-up'larının arkasında, dalış tüplerinin yanında bir yere sığışıp, o zamanın teknolojisi walkmani kulağıma takıp Kosta Rika'da yol almak var aklımda..Sonra bir taraflarda buluşup birbirimize hikayelerimizi anlatırız.
Apr 2, 2009
"Whatever you can do, or dream you can, begin it; Boldness has genius, power, and magic in it."
-Goethe
-Goethe
Mar 29, 2009
İçimde yankılanan bir boşluk var. Ağrılı bir boşluk. Sen göğüs kafesimden içeri ellerini sokmuşsun, bütün iç organlarımı şöyle bir karıştırmışsın ve sonra onları kenarlara doğru ittirip ortada bir alan bırakmışsın gibi. O alana belli ki sen yerleşeceksin sanıp hiç müdahale etmemişim ben de. Ama yoksun işte orada. Onun yerine adını bilmediğim makamlardan birinden şarkılar çalıyor içeride. En ağlak yaylılarla.Acımamak için küçültmem gerekiyor göğüs kafesimi - ve biliyorum ki yine en darlaştığı anda birisi çıkıverecek o boşluğa yerleşmeye talip olacak, ve eminim ki hakeden biri olacak, yürekli ve parlak olacak, iyiliği özeni yüzünden belli olacak, ve tabii ki direneceğim yerleşmesin diye, bu da yazılmamış başka bir murphy kanunudur bence. iyi şeyler hep zamansız gelir. asla doğru zamanda değer bilemezsin.ya biraz erkendir ya biraz geç. ama defolu şeylerin zamanı yoktur, onlara her zaman hazırsındır. insanoğlunun problem çözme tutkusuyla ilgili olsa gerek. eksik olan, düzeltilmeye ihtiyacı olan şeyler için harcayacak zamanımız her daim mevcuttur. en yakınlarımıza karşı prensiplerimiz kişiliğimiz hedemiz hödömüz beyanatlarıyla burnumuzdan kıl aldırmazken, bilumum özel hayat beceriksizlerine gösterecek toleransımız sonsuzdur, neden efendim bizi anlıyordur,yok iyi hissettiriyordur, kalbimiz öyle söylüyordur.
külliyen yalan. sezgilere güvenmek falan da külliyen hikaye.
kalp görmek istediğini görür, ruh sezmek istediğini sezer kimi zaman.
bir insan kaypaksa kaypaktır, bulanıksa bulanıktır.
uzun kadın beyni çözümlemelerine hiç gerek yoktur.
dostlukta ve aşkta iki kere iki dörttür.
ne söylediğin ne sezdiğin değildir konu, ne yaptığındır, ne yaptığıdır, ötesi de kendini kandırmaktır.
bugün senden gidiyorum.
çünkü 2+0=2
külliyen yalan. sezgilere güvenmek falan da külliyen hikaye.
kalp görmek istediğini görür, ruh sezmek istediğini sezer kimi zaman.
bir insan kaypaksa kaypaktır, bulanıksa bulanıktır.
uzun kadın beyni çözümlemelerine hiç gerek yoktur.
dostlukta ve aşkta iki kere iki dörttür.
ne söylediğin ne sezdiğin değildir konu, ne yaptığındır, ne yaptığıdır, ötesi de kendini kandırmaktır.
bugün senden gidiyorum.
çünkü 2+0=2
Mar 26, 2009
Life's starting anew. Büyücek bir umut ve inanç var içimde. Melatonin stoğumun dibe vurduğu ve pederin tabiriyle "yıldızların kuyrukları kıçlarına mı değiyor ne, sen ocak şubat aylarında her bir delirirsin, biz annenle senelerdir korku içinde bu ayların bir olay çıkmadan geçmesini bekleriz" ayları da sona erdi. bir facia atlatmadan. sakin, hafif içe kapanık ama olaysız. ha arada yanımdan ayrılan yol arkadaşlarım oldu. ama herşey sanırım olması gerektiği için oluyor. bir de en yakınım olması gereken kişinin aslında beni pek de sevmediğini ve bunun yaklaşık 30 senedir böyle olduğu kabullendim. zor oldu, ama kabullenmek içimden bir yük kaldırdı.
kendimle deli danalar gibi hesaplaştım. bütün korkularım patır patır döküldüler önüme. artık neyse beni engelleyen, önüme çıkan.. yanlış anlaşılma korkuları, sevilmeme korkuları, ay onu yaparsam ne olur bunu edersem bizimkiler ne der ve benzerleri..hayat kısa onu bir kere daha anladım. 30 oldum artık var mı ötesi..ne kadar korkabilirim ki herhangi bir şeyden. her ne olacaksa, olduğu zaman mücadele etmem gerekecek. şu anda yerimde sayıp sonsuz sayıda kuruntu ve komplo teorileri üretmeme gerek yok.
birşey dedim bir suya atladım, artık yüzmem gerek.
ve ben ben olmayı başardığım sürece, bana benzeyen birileri gelip yanımda duracaktır. ve onlar gerçek olanlar olacaktır, hadise bu kadar basit...miş
hadi dağıtılsın bakalım kartlar..blackjack gelmeyebilir, ama kumarhanenin büfesi her zaman iyidir!!!
kendimle deli danalar gibi hesaplaştım. bütün korkularım patır patır döküldüler önüme. artık neyse beni engelleyen, önüme çıkan.. yanlış anlaşılma korkuları, sevilmeme korkuları, ay onu yaparsam ne olur bunu edersem bizimkiler ne der ve benzerleri..hayat kısa onu bir kere daha anladım. 30 oldum artık var mı ötesi..ne kadar korkabilirim ki herhangi bir şeyden. her ne olacaksa, olduğu zaman mücadele etmem gerekecek. şu anda yerimde sayıp sonsuz sayıda kuruntu ve komplo teorileri üretmeme gerek yok.
birşey dedim bir suya atladım, artık yüzmem gerek.
ve ben ben olmayı başardığım sürece, bana benzeyen birileri gelip yanımda duracaktır. ve onlar gerçek olanlar olacaktır, hadise bu kadar basit...miş
hadi dağıtılsın bakalım kartlar..blackjack gelmeyebilir, ama kumarhanenin büfesi her zaman iyidir!!!
Mar 24, 2009
"kim olursak olalım, dünyanın hangi yerinde yaşarsak yaşayalım, ta derinlerde bir yerde hepimiz bir eksiklik duygu taşımaktayız. sanki temel bir şeyimizi kaybetmişiz de geri alamamaktan korkuyoruz. neyin eksik olduğunu bilenimiz ise hakikaten çok az."
"zaman bizi sertleştiriyor, eski, çocuksu heyecanlarımız, ilk karşılaşma anlarının yarattığı o gizlenmez sevinç yerini kuşkulara, hep aynı olanla çarpışmanın bıkkınlığına, yaşamın geçip giden hızına asla yetişemeyeceğimizi anlamanın verdiği bulantıya, acımasız bir kendini yok edişe, sonsuz bir gizlenmeye, içe kapanmaya dönüşüyor."
"..tenimde, tenimin altında bir yerlerde, o şarkıdaki gibi saklıyorum onu. bir düşte elimden tutuyor ama çok çok uzakta, göremiyorum bile... nasıl olup da görünmeyecek kadar uzaktayken elini tutabildiğime şaşırıyorum.."
"Sen benim hiçbirşeyimsin
Yabancı bir şarkı gibi yarım
Yağmurlu bir ağaç gibi ıslak,
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Uykumun arasında çağırdığım
Çocukluk sesimle ağlayarak"
Yabancı bir şarkı gibi yarım
Yağmurlu bir ağaç gibi ıslak,
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Uykumun arasında çağırdığım
Çocukluk sesimle ağlayarak"
Mar 21, 2009
Mavi hanımın fantezi dünyası
köpeğim olursa adını biber koyacağım, ya da çakmak, çocuğum olursa da gece, sevgilimin ismi farketmiyor, en az benim kadar erkek olsun yeter...
Mar 19, 2009
"Don't fall into the well of habits, the glory of our humanness is our creativity and habits diminish our creativity."
Terence McKenna
Terence McKenna
Mar 18, 2009
"neresinden başlasam eskisi gibi kolay olmuyor
kelimelere itimadım kalmadı işim çok zor
iri yarı kötü kalpli boyalı geçkin kadınlar gibi
dil, çöplerini naylon torbalarında saklıyor.."
kelimelere itimadım kalmadı işim çok zor
iri yarı kötü kalpli boyalı geçkin kadınlar gibi
dil, çöplerini naylon torbalarında saklıyor.."
Mar 16, 2009
"herşey olur, herşey büyür, herşey geçer....hayat kalır"
daaaaaaaaaa raaaaaaa riiiiiii raaaaaaaaa / daraaararaaaa dobobom daraaaaa
daaaaaaaaaa raaaaaaa riiiiiii raaaaaaaaa / daraaararaaaa dobobom daraaaaa
Mar 14, 2009
"Kaç, kaç benden, kaç
Açılmaz sandığım o kapıyı yavaşça açtın
Bilmiyorsun ki sen ta içimdeki keskin birşeyleri yerinden oynattın
Yok, sen beni kurtaramazsın
Kurtaramamış kimse kimseyi
Yüzümü tutup kaldıran elin o kadar güzel o kadar arsız
Sen,
Senin adın, ellerin,
Gözlerin, duan, dudakların...
İçimdeki karanlığı yeniden kanattın
Sesimi duyma...
Bu rüzgarla karışamam diyeceksen eğer
Hiç tadını duyma hayatı acı tatlı içmeyeceksen eğer
Koş git buradan, kaç git buradan şimdi
Asla adını sormam
Yoksam ben...
Yoksam sende...
Yalnızlığa yerini soramam
Hiç yoksam, hiç olmadıysam
Ağlamam, ağlayamayacağım"
Açılmaz sandığım o kapıyı yavaşça açtın
Bilmiyorsun ki sen ta içimdeki keskin birşeyleri yerinden oynattın
Yok, sen beni kurtaramazsın
Kurtaramamış kimse kimseyi
Yüzümü tutup kaldıran elin o kadar güzel o kadar arsız
Sen,
Senin adın, ellerin,
Gözlerin, duan, dudakların...
İçimdeki karanlığı yeniden kanattın
Sesimi duyma...
Bu rüzgarla karışamam diyeceksen eğer
Hiç tadını duyma hayatı acı tatlı içmeyeceksen eğer
Koş git buradan, kaç git buradan şimdi
Asla adını sormam
Yoksam ben...
Yoksam sende...
Yalnızlığa yerini soramam
Hiç yoksam, hiç olmadıysam
Ağlamam, ağlayamayacağım"
Mar 13, 2009
Mar 12, 2009
Blogların efendisi: İki Kova
"Brick walls are there for a reason: they let us prove how badly we want things."
"When it comes to men that are romantically interested in you, it's really simple:
just ignore everything they say and only pay attention to what they DO."
"When it comes to men that are romantically interested in you, it's really simple:
just ignore everything they say and only pay attention to what they DO."
bazen biraz Nazım olunur..
"Hoş geldin!
Kesilmiş bir kol gibi omuz başımızdaydı boşluğun...
Hoş geldin! Ayrılık uzun sürdü.
Özledik.
Gözledik...
Hoş geldin!
Biz bıraktığın gibiyiz.
Ustalaştık biraz daha taşı kırmakta, dostu düşmandan ayırmakta...
Hoş geldin.
Yerin hazır.
Hoş geldin.
Dinleyip diyecek çok.
Fakat uzun söze vaktimiz yok.
YÜRÜYELİM....."
Kesilmiş bir kol gibi omuz başımızdaydı boşluğun...
Hoş geldin! Ayrılık uzun sürdü.
Özledik.
Gözledik...
Hoş geldin!
Biz bıraktığın gibiyiz.
Ustalaştık biraz daha taşı kırmakta, dostu düşmandan ayırmakta...
Hoş geldin.
Yerin hazır.
Hoş geldin.
Dinleyip diyecek çok.
Fakat uzun söze vaktimiz yok.
YÜRÜYELİM....."
Mar 10, 2009
başka türlü birşey benim istediğim..
ikea'nın plastik ve origami yeteneği gerektiren lambalarından farklı birşeyler görmek istiyorum çevrede, red hot chili peppers benzeri müzik yapmaya çalışan ve yapamayan insanları dinlemek istemiyorum, 1 ayda 125 kilo verecekseniz ilanları okumak da istemiyorum, önümde ilerleyen domates kamyoneti megafonlu vaatkar adayları da görmek istemiyorum, politika tümden midemi bulandırıyor, bir kürsünün ardında konuşan herhangi birisinin üstüne kusabilirim..
Her türlü kendini övmeyi biraz da karşı tarafı kandırma olarak görüyorum, öyle veya böyle kandırmaya dayalı pazarlığı istemiyorum.
"Aaay orada böcek olur şimdi orada kalamam ben" de istemiyorum, şarap seviyorum diye "aa ne şarabı canım şanzelize'de miyiz"i de istemiyorum. paşa kızı takılmayalım, ama bir zahmet hemem gruplandırıcı ve olgunlaşmamış da olmayalım.
cin olup adam çarpma istemiyorum. iyilik görünce tepeye çıkma istemiyorum.
hayatı karmakarışıkken derinlere giren ve derinlere alan insanları istemiyorum.
herkes bir net olsun istiyorum.
birileri birilerine ahkam keserken azıcık dönüp bir kendine de bakabilsin istiyorum.
insanlar bir kendilerine gelsin, evlenmek için evlenmesin, çocuk yapmak için çocuk yapmasın istiyorum.
sonra bütün yaşamsal gediklerini o çocuklar üzerinden toplamaya çalışmasınlar istiyorum.
ve kendimi hiçbiryere ait hissetmiyorum.
hayranlık duyabileceğim yaratıcı beyinlerin trendlerüstü ortamlarına da dil çıkarasım var, şekilcilik sevmiyoruz hala, dumanlı birahanelerden de geçtik, kendi düşüncelerini en üstün sananların yanından da kaçasım var, kadınsal egolarla garip nefretler besleyenleri tepeleyesim var..yanlarında en rahat hissettiğim insanlarınsa ironik olarak her zaman rahat hissetmeme gibi bir durumları var, hayatı bazen kendilerine zorlaştırmaktalar (hoş ben farklı mıyım)...
sadece daha duru, daha sakin olmak, ve akıp gitmek istiyorum, kimliklerimizin olmadığı, zaten herkesin herkesi hissettiği bir yerde, etiketlerden, gündelik bullshitten, geçmiş yüklerimizden, gizlediklerimizden, özellikle göstermek istediklerimizden, tüm bunlardan uzakta...sadece güzel bir şarkı olsun..
"başka türlü bir şey benim istediğim
ne ağaca benzer ne de buluta
burası gibi değil gideceğim memleket
denizi ayrı deniz
havası ayrı hava"
Her türlü kendini övmeyi biraz da karşı tarafı kandırma olarak görüyorum, öyle veya böyle kandırmaya dayalı pazarlığı istemiyorum.
"Aaay orada böcek olur şimdi orada kalamam ben" de istemiyorum, şarap seviyorum diye "aa ne şarabı canım şanzelize'de miyiz"i de istemiyorum. paşa kızı takılmayalım, ama bir zahmet hemem gruplandırıcı ve olgunlaşmamış da olmayalım.
cin olup adam çarpma istemiyorum. iyilik görünce tepeye çıkma istemiyorum.
hayatı karmakarışıkken derinlere giren ve derinlere alan insanları istemiyorum.
herkes bir net olsun istiyorum.
birileri birilerine ahkam keserken azıcık dönüp bir kendine de bakabilsin istiyorum.
insanlar bir kendilerine gelsin, evlenmek için evlenmesin, çocuk yapmak için çocuk yapmasın istiyorum.
sonra bütün yaşamsal gediklerini o çocuklar üzerinden toplamaya çalışmasınlar istiyorum.
ve kendimi hiçbiryere ait hissetmiyorum.
hayranlık duyabileceğim yaratıcı beyinlerin trendlerüstü ortamlarına da dil çıkarasım var, şekilcilik sevmiyoruz hala, dumanlı birahanelerden de geçtik, kendi düşüncelerini en üstün sananların yanından da kaçasım var, kadınsal egolarla garip nefretler besleyenleri tepeleyesim var..yanlarında en rahat hissettiğim insanlarınsa ironik olarak her zaman rahat hissetmeme gibi bir durumları var, hayatı bazen kendilerine zorlaştırmaktalar (hoş ben farklı mıyım)...
sadece daha duru, daha sakin olmak, ve akıp gitmek istiyorum, kimliklerimizin olmadığı, zaten herkesin herkesi hissettiği bir yerde, etiketlerden, gündelik bullshitten, geçmiş yüklerimizden, gizlediklerimizden, özellikle göstermek istediklerimizden, tüm bunlardan uzakta...sadece güzel bir şarkı olsun..
"başka türlü bir şey benim istediğim
ne ağaca benzer ne de buluta
burası gibi değil gideceğim memleket
denizi ayrı deniz
havası ayrı hava"
Mar 8, 2009
Kazım Koyuncu..........
Baba ben yıkıcıyım ama
Kendini bilmez değilim
Yaşamak istiyorum sadece
Kendi savaşlarım uğrunda
Ben sadece ben olmak istiyorum
Işık hızıyla geçen zamanı
Yaşamak belki de çok zor
Korkuyorum ben geçmişten
Korkuyorum gelecekten
Kendini bilmez değilim
Yaşamak istiyorum sadece
Kendi savaşlarım uğrunda
Ben sadece ben olmak istiyorum
Işık hızıyla geçen zamanı
Yaşamak belki de çok zor
Korkuyorum ben geçmişten
Korkuyorum gelecekten
Mar 4, 2009
Mar 2, 2009
Feb 18, 2009
no more mr. nice guy
hep doğru olanı yaptın sandım. savundum. karşıma geçip ahkam kestiğin zamanlarda içten içe haklı olduğunu düşünüp ezildim büzüldüm. kimsenin olamayacağı kadar bencil, olamayacağı kadar gaddar olduğunda bile sana arkamı dönüp gitmeyi düşünmedim. senin hatalarından oluşan bir kopukluğumuz olsa dahi yeniden köprüleri kurabilmenin yolunu denedim. hep içten oldum. kırgın olsam da sevecen, sıcak. seni bana örnek gösterirlerken dahi sana karşı kötü bir his beslemedim.şimdi anlıyorum ki herkes birbirini ve kendini kandırmakta. olan, yeni silinmiş bir cam kadar net olana olmakta.
ve olmamış insanlar hırslarıyla, kompleksleriyle saçmalamaktalar. zamanla "kötücül" insanlara dönüştüklerinin farkında olmadan, "ne var yani ben kendimi düşünürüm" diyerek, şatolarının tepesinde naylon hayatlar yaşayıp diğerlerini küçümseyerek.
Feb 17, 2009
"A melody is like seeing someone for the first time. The physical attraction. Sex. But then, as you get to know the person, that's the lyrics. Their story. Who they are underneath. It's the combination of the 2 that makes it magical. "
Feb 15, 2009
Efendim Beyoğlu'ndaki Saray muhallebicisi'nde - ki sanıyorum herkes sahibinin kim olduğunu biliyordur artık-, öpüşen iki genci garson gelip ayırmış. Bizzat şahit olunmuş bir olay. Ben böyle densiz gençleri durdurmak için şöyle öneriler getirmeyi görev bildim:
mesela;
*Saray'ın girişine "burada öpüşmek yassahtır, muhafazakar bir konsept peşindeyiz, öpüşmek isteyen gidip Teşvikiye şubemizde öpüşebilir, orada öpüşülebiliyor, malum orası daha zengin, para arttıkça özgürlük de artıyor, gidin istediğinizi yaşayın orada, burada bizim borumuz öter" yazısı asmak,
*Birleşen iki dudak resminin üzerine koca bir çarpı ve "burada öpüşmek yasaktır cezası 65tl, dil de sözkonusu olursa 130tl" yazan bir tabela
*Yine hemen girişe "öpüşenler ve köpekler giremez" tabelası.
Ha tabii şu var, kişisel özgürlüklerin toplumun huzuruyla çakıştığı noktalar elbette olabilir. Özgürlük başkalarının özgürlüğüne zarar vermeme koşuluna tabidir. Birtakım sosyal dengeler ve bunları koruyan kanun maddeleri de var. Bununla beraber yazılı olmayan ve sadece toplum içinde yaşamanın getirdiği de birtakım "sessiz uyum yasaları" var. Şöyle ki, bir muhallebicide durduk yerde yan masadaki dedeyi rahatsız edecek şekilde öpüşmenin -farzedelim öyle- gereği yoktur, saygısızlıktır, ama aynı şekilde yan masadaki adamın bütün mekanı inletecek şekilde burnunu temizlemesi, bağıra çağıra konuşması, kilitlenerek yan masadaki liselileri kesmesi de hoş değildir. Ha bu durumda garson gelip onları da uyarır mı bilemiyorum.
Anadan doğma gezmekle etek giymek arasında fark olduğu gibi, herkesin önünde sevişmeye kalkmakla masum bir öpüşmenin de sanırım farkı vardır, olmalıdır, Saray muhallebicisindeki garson kendinde böyle bir hareketi yapacak gücü bulamamalıdır, ha bulacaksa o zaman çizgisini iyice belli etmelidir o mekan, bu çizgi de "biz topluluk içerisinde dokunmanın ayıp olduğu, kapalı kapılar ardında nelerin yaşandığının ise tahayyül bile edilemeyeceği bir riyakar dini-politik-sosyal yapıdan geliyoruz" diyebilmelidir.
Neresi burası ya? Ne oldu buraya böyle?
mesela;
*Saray'ın girişine "burada öpüşmek yassahtır, muhafazakar bir konsept peşindeyiz, öpüşmek isteyen gidip Teşvikiye şubemizde öpüşebilir, orada öpüşülebiliyor, malum orası daha zengin, para arttıkça özgürlük de artıyor, gidin istediğinizi yaşayın orada, burada bizim borumuz öter" yazısı asmak,
*Birleşen iki dudak resminin üzerine koca bir çarpı ve "burada öpüşmek yasaktır cezası 65tl, dil de sözkonusu olursa 130tl" yazan bir tabela
*Yine hemen girişe "öpüşenler ve köpekler giremez" tabelası.
Ha tabii şu var, kişisel özgürlüklerin toplumun huzuruyla çakıştığı noktalar elbette olabilir. Özgürlük başkalarının özgürlüğüne zarar vermeme koşuluna tabidir. Birtakım sosyal dengeler ve bunları koruyan kanun maddeleri de var. Bununla beraber yazılı olmayan ve sadece toplum içinde yaşamanın getirdiği de birtakım "sessiz uyum yasaları" var. Şöyle ki, bir muhallebicide durduk yerde yan masadaki dedeyi rahatsız edecek şekilde öpüşmenin -farzedelim öyle- gereği yoktur, saygısızlıktır, ama aynı şekilde yan masadaki adamın bütün mekanı inletecek şekilde burnunu temizlemesi, bağıra çağıra konuşması, kilitlenerek yan masadaki liselileri kesmesi de hoş değildir. Ha bu durumda garson gelip onları da uyarır mı bilemiyorum.
Anadan doğma gezmekle etek giymek arasında fark olduğu gibi, herkesin önünde sevişmeye kalkmakla masum bir öpüşmenin de sanırım farkı vardır, olmalıdır, Saray muhallebicisindeki garson kendinde böyle bir hareketi yapacak gücü bulamamalıdır, ha bulacaksa o zaman çizgisini iyice belli etmelidir o mekan, bu çizgi de "biz topluluk içerisinde dokunmanın ayıp olduğu, kapalı kapılar ardında nelerin yaşandığının ise tahayyül bile edilemeyeceği bir riyakar dini-politik-sosyal yapıdan geliyoruz" diyebilmelidir.
Neresi burası ya? Ne oldu buraya böyle?
Feb 12, 2009
Feb 11, 2009
30 yaş yemini
-Yaşlanmamaya çalışma yolunda delirmeyeceğime
-Kendime şu geçtiğimiz 30 yıl yaptığım eziyeti daha fazla sürdürmeyeceğime
-Evlilik, zenginlik, futbol sohbetleri olan ortamlardan kaçacağıma
-Yarıda bırakacağım başından belli şeylere girişmeyeceğime
-Birilerini kırmamak adına aslında istemediğim şeyleri kabullenmeyeceğime
-İnsanlardan asla umudu kesmeyeceğime
-Çabucak demoralize olmama izin vermeyeceğime
-Dayatılan hiçbirşeyi sırf öyle olması gerektiği söyleniyor diye kabul etmeyeceğime
-Anlamak istemeyene daha da fazla anlatmaya çalışmayacağıma
-Duygu sömürülerine, manipülasyon girişimlerine düşmeyeceğime
-Kendimi ait hissetmediğim hiçbir sistemin, çarkın içine sokmayacağıma
-Sevgi adına elimden gelen herşeyi yapmaya devam edeceğime
ve en önemlisi
-ARTIK KİMSEYE KENDİ HAYATIM, İNANÇLARIM YA DA YÜREĞİMLE İLGİLİ HESAP VERMEYECEĞİME
çocukluğumda oynadığım kum kovaları, inandığım masallar, inandığım insanlar, vazgeçtiklerim, vazgeçemediklerim, her sevdiğim, dokunduğum, bende izi olan, duvarlara beraber deniz kabukları yapıştırdıklarım, yağmurlu bir günde ortaköy meydanında koşuşturduklarım, unutmasına şaşırdıklarım, peşlerinden koştuklarım, bütün güzel çiçekler, içerisinde keşfe çıkılan eski binalar, seyredalınan manzaralar, yılanlarla dolu göller, kol camdan dışarıda plansızca çıkılan yolculuklar, hep bir ağızdan söylenen şarkılar, meyhanelerde masa üstlerinde yapılan kıvırtmalar, fazla duygusallaşıp cozutmalar, en afili sinir krizleri, en acılı iniş çıkışlar ve bilumum çocukluklar, olduğumuz gibi sevemeyen ama delice sevmelerini de engelleyemeyen anne babalar, bizi değiştirmeye çalışanlar, değiştiğimizi iddia edenler, hergün karşılaşılan küçük mucizeler, beklenmedik zamanlarda karşımıza çıkan ve tüm sahneyi bir anda yükseltenler, en ufalanılan noktalardan yeniden bütünleşmeler, sevişmeler, dövüşmeler, kazanmalar, kaybetmeler, kazanmak ve kaybetmenin hiçbir anlamı olmadığını öğrenmeler, her daim mavi bir çığlık gibi hissetmeler üzerine
AND İÇERİM!
-Kendime şu geçtiğimiz 30 yıl yaptığım eziyeti daha fazla sürdürmeyeceğime
-Evlilik, zenginlik, futbol sohbetleri olan ortamlardan kaçacağıma
-Yarıda bırakacağım başından belli şeylere girişmeyeceğime
-Birilerini kırmamak adına aslında istemediğim şeyleri kabullenmeyeceğime
-İnsanlardan asla umudu kesmeyeceğime
-Çabucak demoralize olmama izin vermeyeceğime
-Dayatılan hiçbirşeyi sırf öyle olması gerektiği söyleniyor diye kabul etmeyeceğime
-Anlamak istemeyene daha da fazla anlatmaya çalışmayacağıma
-Duygu sömürülerine, manipülasyon girişimlerine düşmeyeceğime
-Kendimi ait hissetmediğim hiçbir sistemin, çarkın içine sokmayacağıma
-Sevgi adına elimden gelen herşeyi yapmaya devam edeceğime
ve en önemlisi
-ARTIK KİMSEYE KENDİ HAYATIM, İNANÇLARIM YA DA YÜREĞİMLE İLGİLİ HESAP VERMEYECEĞİME
çocukluğumda oynadığım kum kovaları, inandığım masallar, inandığım insanlar, vazgeçtiklerim, vazgeçemediklerim, her sevdiğim, dokunduğum, bende izi olan, duvarlara beraber deniz kabukları yapıştırdıklarım, yağmurlu bir günde ortaköy meydanında koşuşturduklarım, unutmasına şaşırdıklarım, peşlerinden koştuklarım, bütün güzel çiçekler, içerisinde keşfe çıkılan eski binalar, seyredalınan manzaralar, yılanlarla dolu göller, kol camdan dışarıda plansızca çıkılan yolculuklar, hep bir ağızdan söylenen şarkılar, meyhanelerde masa üstlerinde yapılan kıvırtmalar, fazla duygusallaşıp cozutmalar, en afili sinir krizleri, en acılı iniş çıkışlar ve bilumum çocukluklar, olduğumuz gibi sevemeyen ama delice sevmelerini de engelleyemeyen anne babalar, bizi değiştirmeye çalışanlar, değiştiğimizi iddia edenler, hergün karşılaşılan küçük mucizeler, beklenmedik zamanlarda karşımıza çıkan ve tüm sahneyi bir anda yükseltenler, en ufalanılan noktalardan yeniden bütünleşmeler, sevişmeler, dövüşmeler, kazanmalar, kaybetmeler, kazanmak ve kaybetmenin hiçbir anlamı olmadığını öğrenmeler, her daim mavi bir çığlık gibi hissetmeler üzerine
AND İÇERİM!
Feb 2, 2009
Jan 31, 2009
"Beyond lust and desire, cut free and individualize
The colors of your power, let love come shining through your eyes
We can be more than ever people"
The colors of your power, let love come shining through your eyes
We can be more than ever people"
dansederken kendimi dünyanın efendisi gibi hissediyorum. ya da merkezi. egosal birşey değil. tamamen tatmin üzerine. müzikle salınmak, kolumu bacağımı yere duvara atmosferin zerreciklerine değdirmekten öte birşey yok. yaptığım şey sadece sağa sola salınmak bile olsa bu böyle. dünyadaki hiçbir alkol ya da uyuşturucu materyalin yaratamayacağı birşey.
sonra sevdiğin ve güvendiğin insanlarla olmak var. beraber tabak tabak mantı yediğin ya da kanepelerinde çürüdüğün insanlarla ne yaparsan yap huzurlu oluyorsun. ister sahilde yürüyüş ister bir gece kulübünün metal duvarlarına tırmanmak...güvendesin. aile gibi. dostların.
sonra taksici kapının önüne geldiğinde bozuk parası olmadığını söylüyor, ne kadar eksik dediğinde 1.5 diyor, sağlık olsun diyorsun, çocuk dönüp çok içten bir şekilde "çok teşekkür ederim" diyor. gözlerinde mahçupluk ve gerçek bir müteşekkirlik.."asıl ben teşekkür ederim, iyi geceler" diyorsun..hakkaten asıl sen teşekkür ediyorsun, bu kirlenmiş kaşarlanmış insanlar cennetinde tevazu ve insanlığa sahip birisini gördüğün için..
bu gece boğazın ışıkları bir başka güzel..
sonra sevdiğin ve güvendiğin insanlarla olmak var. beraber tabak tabak mantı yediğin ya da kanepelerinde çürüdüğün insanlarla ne yaparsan yap huzurlu oluyorsun. ister sahilde yürüyüş ister bir gece kulübünün metal duvarlarına tırmanmak...güvendesin. aile gibi. dostların.
sonra taksici kapının önüne geldiğinde bozuk parası olmadığını söylüyor, ne kadar eksik dediğinde 1.5 diyor, sağlık olsun diyorsun, çocuk dönüp çok içten bir şekilde "çok teşekkür ederim" diyor. gözlerinde mahçupluk ve gerçek bir müteşekkirlik.."asıl ben teşekkür ederim, iyi geceler" diyorsun..hakkaten asıl sen teşekkür ediyorsun, bu kirlenmiş kaşarlanmış insanlar cennetinde tevazu ve insanlığa sahip birisini gördüğün için..
bu gece boğazın ışıkları bir başka güzel..
Jan 30, 2009
bir daha davos'a geleni...
Barbaros Şansal'dan Andy Warhol'un birgun herkes 15 dakikalığına meşhur olacak kehanetine yeni bir yorum:
"birgün herkes 15 dakikalığına rezil olup haddini bilecektir"
"birgün herkes 15 dakikalığına rezil olup haddini bilecektir"
Jan 28, 2009
"Fantasies are more than substitutes for unpleasant reality; they are also dress rehearsals, plans. All acts performed in the world begin in the imagination.”
Jan 26, 2009
Jan 20, 2009
The Curious Case of Benjamin Button

"For what it’s worth: it’s never too late or, in my case, too early to be whoever you want to be. There’s no time limit, stop whenever you want. You can change or stay the same, there are no rules to this thing. We can make the best or the worst of it. I hope you make the best of it. And I hope you see things that startle you. I hope you feel things you never felt before. I hope you meet people with a different point of view. I hope you live a life you’re proud of. If you find that you’re not, I hope you have the strength to start all over again."
bir de bu film için "ortalama bir film" şeklinde bir eleştiri okumuştum..kimin yazdığını hatırlarsam onunla ilgili iki çift lafım olacak :)
Bu gece..Sokağıma inen merdivenlerdeyken içime bir mutluluk hissi doldu (serde moodylik olunca oradan oraya, oradan da hop buraya geçmek kolay oluyor), boğazın o sevdiğim -ve haftalardır göremediğim- güven veren rengini gördüm. Kışın ortasında yaz hissettiren. İskemlemi önce salonun güzel bir açısına koydum, sonra hızımı alamayıp ayaza rağmen -tabii gocuğumu da giyerek- balkona çıktım. Gecenin bir vakti olmasına rağmen jay jay'i koydum (jay jay johanson'un müziğinden rahatsız olabilecek bir homo sapiens varsa beri gelsin), antibiyotik almama rağmen bir kadeh şarap koydum, şarabın günlerdir açık duran ve ufaktan sirkeye bağlamak isteyen durumuna rağmen keyifle yudumladım, ayaklarımı uzattım, sokağı dinledim..
"İnadına" türü bir hırsla değil de, keyifle, birşeylere rağmen birşeyler yapmak ve yaşadığını hissetmek güzel.
"İnadına" türü bir hırsla değil de, keyifle, birşeylere rağmen birşeyler yapmak ve yaşadığını hissetmek güzel.
Jan 16, 2009
kova burcunu kadını efem...
"fazla dürüsttür, olmamasını gerektiğini bildiği halde öyledir."
"her kadın gibi kova burcu kadınlarının da öyle bir zamanı gelir ki heyecanlanır, dudakları titrer, dili dolanır, yanağı kızarır ve şapşallaşır. fakat diğer burcun kadınlarında bu hal daha uzun sürerken ve o an ne yapacağını bilemez hale getirirken, kova burcu kadını bu durumu çok çabuk atlatır. arkasından akla gelmeyen başka bir şeyle konuyu değiştirir, roller değişir, erkek tarafı hayranlığını gizleyemez halde ağzı açık seyreder. yakınlarda at, otomobil, tren, uçak görünce akıllarına gelen ilk şey gezip tozmak ve mekan değiştirmek olan bu burcun kadını iyi birer yolcudur. bu yolculuk sırasında çevresinde gördüğü ağaçlardan, hayvanlardan ve çocuklardan ilgisini eksik etmez, onları ilgiye şefkate ve oyuncaklara boğar."
"kendini bilmeyen bir yaşam formudur."
"bir yandan butun dunya size bir post it bile birakmadan cekip gitmisken yaninizda duran tek insan, bir yandan da hayat guzel giderken herseyin icine inatla ve bile bile sicmaya yeltenen kisidir. "
"huzursuzdur...o kadar huzursuzdur ki huzur bulmak adına bütün hayatını değiştirmek gibi garip işler yapar, sonra yaptığı şeyi kendi de anlamaz, değiştirdiği bir sürü şey birden bire bütün anlamını kaybeder ve tekrar huzursuzlanır, tekrar değişiklikler yapar...bir dakika önce çok mutludur birden bire çok mutsuz somurtkan olur, kafasında 100 tane fikir vardır ve hepsini aynı anda yapmaya çalışır..."
"en güzel ağlayan kadınlar bu burçtan çıkar.ağladığında ağzını burnunu yamultarak suratını eşek götüne çevirmez, gözlerini kocaman açarak, yanakları al al, boncuk boncuk, içinizden canınızı kopararak, adeta 5 km derinden ve gerçekten ağlar"
"sıkıntıya gelemeyen kadındır. durur durur, sonra "eeeeeeaaaaah" der.o dakikadan sonra da feriştahı gelse tutamaz"
"bir arkadaştan beklendiği gibi rasyonel eleştiri, moral verme, cesaretlendirme konularında uzmandırlar. dünyanın öbür ucuna tek başınıza gitmeye karar verip son dakika tırstığınızda kova burcu bir arkadaşınızı birlikte gitmek için ikna etmek yeterli olacaktır. her türlü zorluğa direnirler, gözü pektirler ve hedeflerinden kolay kolay sapmazlar. pohpohlamayı sevmezler bu yüzden onlardan samimi olmayan iltifatlar değil gerçekleri duyarsınız -işinize gelirse!.- mıncık mıncık bir arada olmayı sevmezler. mesafeyi koyar oradan en güzel arkadaşlığı yaparlar. fazla üstüne gidilmemelidir bu yüzden. o da kimsenin üstüne gitmez zaten. yabancılarla dedikodu yapmayı sevmezler, ama tanıdıklarla!! güvenli sularda dedikodu yapar ama en güzelini de yaparlar. kız tripleri yapmazlar. olur olmadık yerde çıtkırıldımlık yapıp insanın canını sıkmazlar."
"güler, ağlar, sever, süründürür, kıskanır, düşünür, kızar, süründürür, acıkır, konuşur, gezer,tozar, uyur, süründürür, çalışır, alışveriş yapar, sıkılır, süründürür. unutur, gider, öpüşür,sevişir, süründürür, yaşar, yaşatır, süründürür"
"siz onlara nasihat vermeye basladiginizda bilin ki kulaklari tikanmistir, yanlis anlamayin, o sadece kendi hayatini yasamak ister; sizinkini ya da sizin nasihatleriniz uzerine kurulu olani degil. eger sizi hayatindan cikardiysa, bilin ki donusu yoktur, uzulmeyin, hayatiniza baska insanlar coktan girmeye basladi bile. fazla ilgi onlari bogar, ilgisizlik bayar, ortasi yetmez, emin olun onlar da bu konuda sizin bildiginizden fazlasini bilmiyor. asiri ozguven sahibidirler, bunun da kimseye bir zarari dokundugu gorulmemistir. insanlari kirmadan ukala olmayi basarabilen insanlardirlar, ukaladirlar, evet."
"her kadın gibi kova burcu kadınlarının da öyle bir zamanı gelir ki heyecanlanır, dudakları titrer, dili dolanır, yanağı kızarır ve şapşallaşır. fakat diğer burcun kadınlarında bu hal daha uzun sürerken ve o an ne yapacağını bilemez hale getirirken, kova burcu kadını bu durumu çok çabuk atlatır. arkasından akla gelmeyen başka bir şeyle konuyu değiştirir, roller değişir, erkek tarafı hayranlığını gizleyemez halde ağzı açık seyreder. yakınlarda at, otomobil, tren, uçak görünce akıllarına gelen ilk şey gezip tozmak ve mekan değiştirmek olan bu burcun kadını iyi birer yolcudur. bu yolculuk sırasında çevresinde gördüğü ağaçlardan, hayvanlardan ve çocuklardan ilgisini eksik etmez, onları ilgiye şefkate ve oyuncaklara boğar."
"kendini bilmeyen bir yaşam formudur."
"bir yandan butun dunya size bir post it bile birakmadan cekip gitmisken yaninizda duran tek insan, bir yandan da hayat guzel giderken herseyin icine inatla ve bile bile sicmaya yeltenen kisidir. "
"huzursuzdur...o kadar huzursuzdur ki huzur bulmak adına bütün hayatını değiştirmek gibi garip işler yapar, sonra yaptığı şeyi kendi de anlamaz, değiştirdiği bir sürü şey birden bire bütün anlamını kaybeder ve tekrar huzursuzlanır, tekrar değişiklikler yapar...bir dakika önce çok mutludur birden bire çok mutsuz somurtkan olur, kafasında 100 tane fikir vardır ve hepsini aynı anda yapmaya çalışır..."
"en güzel ağlayan kadınlar bu burçtan çıkar.ağladığında ağzını burnunu yamultarak suratını eşek götüne çevirmez, gözlerini kocaman açarak, yanakları al al, boncuk boncuk, içinizden canınızı kopararak, adeta 5 km derinden ve gerçekten ağlar"
"sıkıntıya gelemeyen kadındır. durur durur, sonra "eeeeeeaaaaah" der.o dakikadan sonra da feriştahı gelse tutamaz"
"bir arkadaştan beklendiği gibi rasyonel eleştiri, moral verme, cesaretlendirme konularında uzmandırlar. dünyanın öbür ucuna tek başınıza gitmeye karar verip son dakika tırstığınızda kova burcu bir arkadaşınızı birlikte gitmek için ikna etmek yeterli olacaktır. her türlü zorluğa direnirler, gözü pektirler ve hedeflerinden kolay kolay sapmazlar. pohpohlamayı sevmezler bu yüzden onlardan samimi olmayan iltifatlar değil gerçekleri duyarsınız -işinize gelirse!.- mıncık mıncık bir arada olmayı sevmezler. mesafeyi koyar oradan en güzel arkadaşlığı yaparlar. fazla üstüne gidilmemelidir bu yüzden. o da kimsenin üstüne gitmez zaten. yabancılarla dedikodu yapmayı sevmezler, ama tanıdıklarla!! güvenli sularda dedikodu yapar ama en güzelini de yaparlar. kız tripleri yapmazlar. olur olmadık yerde çıtkırıldımlık yapıp insanın canını sıkmazlar."
"güler, ağlar, sever, süründürür, kıskanır, düşünür, kızar, süründürür, acıkır, konuşur, gezer,tozar, uyur, süründürür, çalışır, alışveriş yapar, sıkılır, süründürür. unutur, gider, öpüşür,sevişir, süründürür, yaşar, yaşatır, süründürür"
"siz onlara nasihat vermeye basladiginizda bilin ki kulaklari tikanmistir, yanlis anlamayin, o sadece kendi hayatini yasamak ister; sizinkini ya da sizin nasihatleriniz uzerine kurulu olani degil. eger sizi hayatindan cikardiysa, bilin ki donusu yoktur, uzulmeyin, hayatiniza baska insanlar coktan girmeye basladi bile. fazla ilgi onlari bogar, ilgisizlik bayar, ortasi yetmez, emin olun onlar da bu konuda sizin bildiginizden fazlasini bilmiyor. asiri ozguven sahibidirler, bunun da kimseye bir zarari dokundugu gorulmemistir. insanlari kirmadan ukala olmayi basarabilen insanlardirlar, ukaladirlar, evet."
Jan 14, 2009
Jan 9, 2009
Robert M. Pirsig
"When one person suffers from a delusion, it is called insanity. When many people suffer from a delusion it is called a Religion."
bu haftanın şarkısı
Sakin - Edepsiz Komedya
"...seni sorana her yanım derim / ve dahasını da eklerim / ellerini uzat ki dokunsun / parmaklarım bugün.."
"...seni sorana her yanım derim / ve dahasını da eklerim / ellerini uzat ki dokunsun / parmaklarım bugün.."
Jan 8, 2009
Seven Pounds'u izledim ve içim kıyım kıyım oldu..
bu dünyadan her küçük ayrıntıdan kıyım kıyım olmadan geçmenin "for dummies" bir elkitabı yok mudur acaba?
Hayatında aşk acısından daha şiddetli arkadaş ve aile kaynaklı acılar yaşamış olmaya ne demeli?
en normal sevgileri dahi büyük tutku dalgalarında yaşamış olmaya?
ufacık şeylerden yaralanmaya? farkında bile olunmayan, daha fenası kendimin de gayet bilinçsiz yapadurduğum şeylerden zaman zaman..
ya da mutlu sahnelerde bööööööögghhhkk diye gözyaşlarına boğulmaya, pasta keserken, hediye aldığında, iki sevgili birbirine baktığında...
kendimi bildim bileli yetmiş yaşında bir anneanneyim..ah evladım vah vaaaaah diye film seyreden, çekirdek çitleyen, muhtemel sevgilisine "sırtın da terlemiş, bir hırka vereyim mi" diyecek olan, luzumsuz bir anaçlık bir "kırmadım değil mi seni" hali..ama bir yandan da ergen bir oğlan çocuğunun odunluğu, sakarlığı, ayılığı ve ............evet evet iştahı..
yahu bu boyutlarda bir kadın ne kadar yiyebilir?? bu nedir bu yahu??? hani 2 kişi olsam ok, e ama değiliiiim....
hoş portre o kadar iç açıcı değil zaten, son 3 senede 4kilo alınmış, hiç hoş olmamış..
bu sebeple bu baaayan ergen oğlan çocuğu iştahını bir süre rafa kaldırıyor ve sözkonusu kiloları vermeye girişiyor..benim yememe halime nasıl alışacaksınız bimiyorum ama ben bu geceden tüm dolabı bitirdim, sonrasına cezbedici olmasın diye..birkaç gün haber alamazsanız mide fesadından olabilir...ya da çerezlerden bir kısmı akciğerlerime sıkışmıştır ondan olabilir..
anyway...yakın bir gelecekte daha ince - ve sıkıcı - halimle görüşmek üzere!!!
bu dünyadan her küçük ayrıntıdan kıyım kıyım olmadan geçmenin "for dummies" bir elkitabı yok mudur acaba?
Hayatında aşk acısından daha şiddetli arkadaş ve aile kaynaklı acılar yaşamış olmaya ne demeli?
en normal sevgileri dahi büyük tutku dalgalarında yaşamış olmaya?
ufacık şeylerden yaralanmaya? farkında bile olunmayan, daha fenası kendimin de gayet bilinçsiz yapadurduğum şeylerden zaman zaman..
ya da mutlu sahnelerde bööööööögghhhkk diye gözyaşlarına boğulmaya, pasta keserken, hediye aldığında, iki sevgili birbirine baktığında...
kendimi bildim bileli yetmiş yaşında bir anneanneyim..ah evladım vah vaaaaah diye film seyreden, çekirdek çitleyen, muhtemel sevgilisine "sırtın da terlemiş, bir hırka vereyim mi" diyecek olan, luzumsuz bir anaçlık bir "kırmadım değil mi seni" hali..ama bir yandan da ergen bir oğlan çocuğunun odunluğu, sakarlığı, ayılığı ve ............evet evet iştahı..
yahu bu boyutlarda bir kadın ne kadar yiyebilir?? bu nedir bu yahu??? hani 2 kişi olsam ok, e ama değiliiiim....
hoş portre o kadar iç açıcı değil zaten, son 3 senede 4kilo alınmış, hiç hoş olmamış..
bu sebeple bu baaayan ergen oğlan çocuğu iştahını bir süre rafa kaldırıyor ve sözkonusu kiloları vermeye girişiyor..benim yememe halime nasıl alışacaksınız bimiyorum ama ben bu geceden tüm dolabı bitirdim, sonrasına cezbedici olmasın diye..birkaç gün haber alamazsanız mide fesadından olabilir...ya da çerezlerden bir kısmı akciğerlerime sıkışmıştır ondan olabilir..
anyway...yakın bir gelecekte daha ince - ve sıkıcı - halimle görüşmek üzere!!!
Jan 7, 2009
it is so weird...no matter what, you always find the strength to start all over again..
weird...but promising..
love the city lights..love you all
weird...but promising..
love the city lights..love you all
Sezo'dan...
.............................................................................................................................................
Öperek yüzünü aşındırdılar. Teselli bulamadın.Teselli bulamadım.
........................................................................................................................................
İçimizde bir ses her şey boka batarsa geri dönebileceğimizi söylüyordu.
tıpkı annesinden dayak çocuğun ağlarken annesinin adını çağırması gibi,birbirimize her kötülüğü yapıp sonunda bir araya geleceğimize inancımız tamdı.
..............................................................................................................................................
Sen benim için hep orada bekliyordun.tek sesime bakardı her şey, beni çekip alırdın.emindin... emindim...Oysa bu kez yollar fazla çatallanmıştı.
Birbirimize sesimizi bile duyuramayacak kadar uzaklaşmıştık bu sefer.
Dönemedik gittiğimiz yerden.
Şimdi başkalarının hayatını yaşamaya mahkumuz.
Bir taş yutkunarak.
kendimizi çok önemli sanmanın ve aşkı küçümsemenin cezasını ödüyoruz.
Bir ömür...
Jan 5, 2009
hep itaat etmeyi öğretildik, öğretilmeye çalışıldık.
kurallara alıştırılmaya çalışıldık.
güdülmeye.
bir hiç uğruna adam öldürmeye. kaynağı belirsiz kitaplar öyle söylüyor diye.
oysa vicdandan daha gerçek kurallar yok ki..sınırlar da yok..
küçük bir esmer bebek neden benden farklı olsun
çok yüce birşey var sevgi dediğimiz
ben şu özgür bilincim tüm dinlerden bağımsız inancımla evdeki bir güve kelebeğini bile öldüremiyorken birtakım babam yaşında hristiyanların kendi vatandaşlarını öldürmek için binalara bomba yerleştirmeleri ne kadar delice, ne kadar idrak dışı
birileri onlara ölümsüzlük mü vaadetti, onların mezarında benimkinden daha az mı kurt olacak, ya da bu dünyadaki fiziksel güçleri onlara daha rahat bir tabut mu sunacak?
ya şimdi yüzlerce çocugu öldürenler nasıl tanrılarına hesap veriyorlar içlerinde, ya da kendi cocuklarının yüzlerine bakabiliyor mu en vahim kararları verenler?
bu evrenin her zerresindeki barışı güzelliği göremeyenler gerçek cehennemi yaşıyorlar, yaşatıyorlar ama o kadar ölmüş ki içleri, cehennemi farkedemiyorlar..
güzel sözlerin güzel adamı karmik dharmik bıdı bıdı öğretiler bu kadar trendleşmeden dillere sakız olmadan önce nasıl da söylemiş cümlesini:
"dünyayı güzellik kurtaracak
bir insanı sevmekle başlayacak herşey"
kurallara alıştırılmaya çalışıldık.
güdülmeye.
bir hiç uğruna adam öldürmeye. kaynağı belirsiz kitaplar öyle söylüyor diye.
oysa vicdandan daha gerçek kurallar yok ki..sınırlar da yok..
küçük bir esmer bebek neden benden farklı olsun
çok yüce birşey var sevgi dediğimiz
ben şu özgür bilincim tüm dinlerden bağımsız inancımla evdeki bir güve kelebeğini bile öldüremiyorken birtakım babam yaşında hristiyanların kendi vatandaşlarını öldürmek için binalara bomba yerleştirmeleri ne kadar delice, ne kadar idrak dışı
birileri onlara ölümsüzlük mü vaadetti, onların mezarında benimkinden daha az mı kurt olacak, ya da bu dünyadaki fiziksel güçleri onlara daha rahat bir tabut mu sunacak?
ya şimdi yüzlerce çocugu öldürenler nasıl tanrılarına hesap veriyorlar içlerinde, ya da kendi cocuklarının yüzlerine bakabiliyor mu en vahim kararları verenler?
bu evrenin her zerresindeki barışı güzelliği göremeyenler gerçek cehennemi yaşıyorlar, yaşatıyorlar ama o kadar ölmüş ki içleri, cehennemi farkedemiyorlar..
güzel sözlerin güzel adamı karmik dharmik bıdı bıdı öğretiler bu kadar trendleşmeden dillere sakız olmadan önce nasıl da söylemiş cümlesini:
"dünyayı güzellik kurtaracak
bir insanı sevmekle başlayacak herşey"
bulun, seyredin, seyrettirin
"The Zeitgeist Movement is a grass roots campaign to unify the world through a common ideology based on the fundamentals of life and nature. This movement ignores politics, religion and the like, and instead attempts to communicate how all humans are the same at the fundamental level and how it is time we start to work together on a global scale to end the seemingly perpetual conflict and suffering in our current world society."
www.zeitgeistmovie.com
www.zeitgeistmovie.com
Dec 31, 2008
İnci Aral
"Bütün yanlışlarım, bütün gözden ve elden kaçırdıklarım, tutabildiklerim ve benim kıldıklarımla bir hayat yaşadım ve ben olmaktan, iyi kötü, ama böyle olmaktan en sonunda hoşnutluk duymaktayım. Garip bir bilgelik, güçlülük, yılmazlık duygusu var içimde. En sonunda ele geçirmeyi başardığım bir özgüven."
Dec 30, 2008
son zamanlarda bu kadar dokunan bir şarkı olmamıştı..The Unbending Trees ve Tracey Thorn söylerler..
Overture
What's this fear I sense in your movements
What's this terror that your made-up smile sends?
What's this image that you made of yourself?
What's this quiet sound that's crying for help?
What's the trouble that is making you lie?
Would just anything help you try?
Let it go, unclench your fist in silence
Watch it all transform and start to make sense.
I just wanted you to hear
Just wanted you to see
The things you want to hide
Will make you really free
Just wait and see,
Walk with your both arms wide-spread
Turning to me
If you want me
I can teach you tricks to
Survive the day when they will ditch you
If you want me I can keep a secret
If you want me I can speak
What's this fear I sense in your movements
What's this terror that your made-up smile sends?
What's this image that you made of yourself?
What's this quiet sound that's crying for help?
What's the trouble that is making you lie?
Would just anything help you try?
Let it go, unclench your fist in silence
Watch it all transform and start to make sense.
I just wanted you to hear
Just wanted you to see
The things you want to hide
Will make you really free
Just wait and see,
Walk with your both arms wide-spread
Turning to me
If you want me
I can teach you tricks to
Survive the day when they will ditch you
If you want me I can keep a secret
If you want me I can speak
Ulu Tanrım
Bizleri yeni yıla yeni kararlarla girmeye çalışmaktan,
1 Ocak'ta rejime giriyorum ve/veya sigarayı bırakıyorum zırvalarından,
bu sene aşkı bulacağım geyiklerinden,
kendime iyi davranacağım saçmalıklarından
ve bir sonraki yılbaşında bunları yapamamış olmanın ağırlığıyla dört kolla yeni gelen yıldan medet ummaktan koru!
Amin!
Bizleri yeni yıla nasıl girersek öyle gider mantığıyla yılbaşını şuursuzca yalnız geçirmemeye çalışmaktan, alkol komasına girmekten, sevgi budalası olup herkesi öpmekten de koru!
Amin!
Dışarı çıkma salaklığını gösterip yeni yıla köpru trafiğinde girmemizi engelle!
Amin!
Yılbaşında yalnız olmak hüzünlü oluyor diye bir saatten sonra yanıcı sıvıların da etkisiyle artık pek de düşünülmeyen eski eski sevgililere sarmamızı da engelle! Hele hele tüm dünyayı agresif+şizofrenik mesajlardan koru!
Amin!
Bizlere bu dünyevi çılgınlığa dayanma gücü ver! Senin herşeye gücün yeter!
1 Ocak'ta rejime giriyorum ve/veya sigarayı bırakıyorum zırvalarından,
bu sene aşkı bulacağım geyiklerinden,
kendime iyi davranacağım saçmalıklarından
ve bir sonraki yılbaşında bunları yapamamış olmanın ağırlığıyla dört kolla yeni gelen yıldan medet ummaktan koru!
Amin!
Bizleri yeni yıla nasıl girersek öyle gider mantığıyla yılbaşını şuursuzca yalnız geçirmemeye çalışmaktan, alkol komasına girmekten, sevgi budalası olup herkesi öpmekten de koru!
Amin!
Dışarı çıkma salaklığını gösterip yeni yıla köpru trafiğinde girmemizi engelle!
Amin!
Yılbaşında yalnız olmak hüzünlü oluyor diye bir saatten sonra yanıcı sıvıların da etkisiyle artık pek de düşünülmeyen eski eski sevgililere sarmamızı da engelle! Hele hele tüm dünyayı agresif+şizofrenik mesajlardan koru!
Amin!
Bizlere bu dünyevi çılgınlığa dayanma gücü ver! Senin herşeye gücün yeter!
Dec 29, 2008
Dec 25, 2008
bir büyük gazetemizin web sitesinden haber başlıkları
Karımın göğsünden süt içtim
Şaşırtan itiraf. Doğum yapan karısının göğsünden süt içtiğini söyledi.
Başka türlü tanıtamıyor
İç çamaşırı tanıtımında skandal yaratan şarkıcı, pijamalarını da böyle tanıttı.
Kumsalda öyle bir salındılar ki kimse gözlerini alamadı.
Yıldızların hazin sonu
Bir zamanlar öylesine güzeldiler ki. Ama sonları işte böyle hazin oldu.
Japon araştırmacılar, sabah kahvaltısı yapmayan gençlerin bekáretlerini daha erken yaşlarda kaybettiklerini keşfettiler.
Çıplak sahneler Winslet a Oscar getirecek mi?
Şaşırtan itiraf. Doğum yapan karısının göğsünden süt içtiğini söyledi.
Başka türlü tanıtamıyor
İç çamaşırı tanıtımında skandal yaratan şarkıcı, pijamalarını da böyle tanıttı.
Kumsalda öyle bir salındılar ki kimse gözlerini alamadı.
Yıldızların hazin sonu
Bir zamanlar öylesine güzeldiler ki. Ama sonları işte böyle hazin oldu.
Japon araştırmacılar, sabah kahvaltısı yapmayan gençlerin bekáretlerini daha erken yaşlarda kaybettiklerini keşfettiler.
Çıplak sahneler Winslet a Oscar getirecek mi?
Dec 24, 2008
Rumelihisarı'nın her bir taşı ayrı kayan arnavut kaldırımlı bir sokağında ağzım beş karış açık sokak lambasına ağaçlara ve üzerine kar yağan denize bakıyorum. Her bir tanenin üzerimde suya dönüşmesini hissediyorum.
Tek başıma olmanın keyfini yaşıyorum.
Duruyor ve tepeden tırnağa su oluyorum...
Karda iki kişi olmak çok keyifli değil midir derseniz de susar otururum, ayrı ;)
Dec 23, 2008
Dec 22, 2008
"Indigos are here to free us from our past limitations destroying everything that stands in the way of a unified future ultimately raising the vibration of the planet."
Bizim dizinin bu haftaki konusu şu idi: "yakınlaşmaya başladıkça problemler de başlar. hiç problem, küslük, dargınlık yaşamamak istiyorsan bu denli yakınlaşmamalısın."
Dizimizin büyümüş de küçülmüş karakteri durumu böyle özetledi. E peki Sezocanım; hem yakınlaşmak hem sorun yaşamamak istiyorsak ne yapacağız??
karanlıklarımız birbirimize değdiğinde, arızalarımız denk geldiğinde ne yapacağız?
motoru mu serinleteceğiz bir süre??
Dizimizin büyümüş de küçülmüş karakteri durumu böyle özetledi. E peki Sezocanım; hem yakınlaşmak hem sorun yaşamamak istiyorsak ne yapacağız??
karanlıklarımız birbirimize değdiğinde, arızalarımız denk geldiğinde ne yapacağız?
motoru mu serinleteceğiz bir süre??
Dec 19, 2008
blog kardeşliği
w shakespeare
yıldızları süpürürsün, farkında olmadan
güneş kucağındadır, bilemezsin
bir çocuk gözlerine bakar arkan dönüktür
ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın
koca bir sevdadır yaşamakta olduğun,
anlamazsın uçar gider,
koşsan da tutamazsın .
yıldızları süpürürsün, farkında olmadan
güneş kucağındadır, bilemezsin
bir çocuk gözlerine bakar arkan dönüktür
ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın
koca bir sevdadır yaşamakta olduğun,
anlamazsın uçar gider,
koşsan da tutamazsın .
öneri
"Tutunamayanlar" topluluğuna alternatif olarak "Tutunamayanlar'ı bitiremeyenler, inat edenler ama başaramayanlar" topluluğu oluşturulsun!!!
Dec 16, 2008
Smile! Happiness is contagious!
LONDON — When you're smiling, the whole world really does smile with you. A paper being published Friday in a British medical journal concludes that happiness is contagious — and that people pass on their good cheer even to total strangers. American researchers who tracked more than 4,700 people in Framingham, Mass., as part of a 20-year heart study also found the transferred happiness is good for up to a year.
"Happiness is like a stampede," said Nicholas Christakis, a professor in Harvard University's sociology department and co-author of the study. "Whether you're happy depends not just on your own actions and behaviors and thoughts, but on those of people you don't even know."
While the study is another sign of the power of social networks, it ran through 2003, just before the rise of social networking Web sites like Friendster, MySpace and Facebook. Christiakis couldn't say for sure whether the effect works online.
"This type of technology enhances your contact with friends, so it should support the kind of emotional contagion we observed," he said.
Christakis and co-author James Fowler, of the University of California in San Diego, are old hands at studying social networks. They previously found that obesity and smoking habits spread socially as well.
For this study, published in the British journal BMJ, they examined questionnaires that asked people to measure their happiness. They found distinct happy and unhappy clusters significantly bigger than would be expected by chance.
Happy people tended to be at the center of social networks and had many friends who were also happy. Having friends or siblings nearby increased people's chances of being upbeat. Happiness spread outward by three degrees, to the friends of friends of friends.
Happy spouses helped, too, but not as much as happy friends of the same gender. Experts think people, particularly woman, take emotional cues from people who look like them.
Christakis and Fowler estimate that each happy friend boosts your own chances of being happy by 9 percent. Having grumpy friends decreases it by about 7 percent.
But it also turns out misery don't love company: Happiness seemed to spread more consistently than unhappiness. But that doesn't mean you should drop your gloomy friends.
"Every friend increases the probability that you're at the center of a network, which means you are more eligible to get a wave of happiness," Fowler said.
Being happy also brings other benefits, including a protective effect on your immune system so you produce fewer stress hormones, said Andrew Steptoe, a psychology professor at University College London who was not involved with the study.
But you shouldn't assume you can make yourself happy just by making the right friends.
"To say you can manipulate who your friends are to make yourself happier would be going too far," said Stanley Wasserman, an Indiana University statistician who studies social networks.
The study was only conducted in a single community, so it would take more research to confirm its findings. But in a time of economic gloom, it also suggested some heartening news about money and happiness.
According to the research, an extra chunk of money increases your odds of being happy only marginally — notably less than the odds of being happier if you have a happy friend.
"You can save your money," Christakis said. "Being around happy people is better."
"Happiness is like a stampede," said Nicholas Christakis, a professor in Harvard University's sociology department and co-author of the study. "Whether you're happy depends not just on your own actions and behaviors and thoughts, but on those of people you don't even know."
While the study is another sign of the power of social networks, it ran through 2003, just before the rise of social networking Web sites like Friendster, MySpace and Facebook. Christiakis couldn't say for sure whether the effect works online.
"This type of technology enhances your contact with friends, so it should support the kind of emotional contagion we observed," he said.
Christakis and co-author James Fowler, of the University of California in San Diego, are old hands at studying social networks. They previously found that obesity and smoking habits spread socially as well.
For this study, published in the British journal BMJ, they examined questionnaires that asked people to measure their happiness. They found distinct happy and unhappy clusters significantly bigger than would be expected by chance.
Happy people tended to be at the center of social networks and had many friends who were also happy. Having friends or siblings nearby increased people's chances of being upbeat. Happiness spread outward by three degrees, to the friends of friends of friends.
Happy spouses helped, too, but not as much as happy friends of the same gender. Experts think people, particularly woman, take emotional cues from people who look like them.
Christakis and Fowler estimate that each happy friend boosts your own chances of being happy by 9 percent. Having grumpy friends decreases it by about 7 percent.
But it also turns out misery don't love company: Happiness seemed to spread more consistently than unhappiness. But that doesn't mean you should drop your gloomy friends.
"Every friend increases the probability that you're at the center of a network, which means you are more eligible to get a wave of happiness," Fowler said.
Being happy also brings other benefits, including a protective effect on your immune system so you produce fewer stress hormones, said Andrew Steptoe, a psychology professor at University College London who was not involved with the study.
But you shouldn't assume you can make yourself happy just by making the right friends.
"To say you can manipulate who your friends are to make yourself happier would be going too far," said Stanley Wasserman, an Indiana University statistician who studies social networks.
The study was only conducted in a single community, so it would take more research to confirm its findings. But in a time of economic gloom, it also suggested some heartening news about money and happiness.
According to the research, an extra chunk of money increases your odds of being happy only marginally — notably less than the odds of being happier if you have a happy friend.
"You can save your money," Christakis said. "Being around happy people is better."
Dec 14, 2008
So happy..
the new house, the neighbourhood, sunny december days, cooking my first spinach in my retro kitchen, hanging out with friends, working out and feeling every cell of my body, willing to kill myself on a spinning bike.
knowing that nothing can go wrong if you have your loved ones around.
and knowing that you can survive -whatever happens- because there is you, all you, from the beginning, till the end.
the new house, the neighbourhood, sunny december days, cooking my first spinach in my retro kitchen, hanging out with friends, working out and feeling every cell of my body, willing to kill myself on a spinning bike.
knowing that nothing can go wrong if you have your loved ones around.
and knowing that you can survive -whatever happens- because there is you, all you, from the beginning, till the end.
Dec 11, 2008
ev kazası bir sanattır
geçen akşam kanepede en zen halimde bağdaş kurmuş otururken -yeterince yogi olmadığımdan kelli- uyuşan sol ayağımı içinde bulunduğu cendereden çıkarmak isteyerek şöyle bir can havliyle çektim. amma velakin canım yandı (ve o andan beri osmanlıca konuşuyorum:) . Canımın yanmasının sebebi de pek etnik pek mavili olan kanepe örtüme iliştirilmiş ayna parçacıklarının ayağımı dalaması idi. neysem neysem, bir ara banyoya koşuverdim (malum bu baayan film izlerken fırsattan istifade cilt bakımı da yapar, çünkü bir yerde oturup malzemeleri önüne dizmezse, mümkün değil uğraşamaz), banyodan dönerken sanki bööle patimin altında bir selobant yapışmış hissi (hay ev yine mi pislenmiş nalet olsun bu içimdeki insan sevgisine-derken), patimi kaldırdım baktım ki o da neeeeee, benim bant sandığım his meğer yarık bir tabanın o enteresan gıcıklı acılı hissi...elle tuttun mu ikiye de açılıyor mu..ay ay ay
bayağı kesmişiz tabanı..e napmalı şimdi..yeni evde ecza dolabı da bulunmaz - eskisinde vardı sanki...dökecek alkol de yok...bira ve parfüm arasında kalıp Chopard'ın bıdıbıdı parfümünü sıktım en son kolonya niyetine, sonra hem acıdan hem parfümü yaraya sıkmanın üzüntüsüyle gözlerim doldu tabii :)
bu hikayeler çeşitlidir; silikon tabancasıyla iki parmağı birbirine yapıştırmalar; halıya mürekkep döküp çıkarıcam diye daha beter yaymalar, aspiratörün aynı yerine aynı gün içinde 3 kere kafayı çarpmalar, duvar boyarken kokusundan sarhoş olmalar...
bir arkadaşım derdi ki "sen 2 metrekarede herhangi bir araç olmadan kendini öldürebilecek ender insanlardansın"
eee kabiliyetliyimdir azıcık :)
bayağı kesmişiz tabanı..e napmalı şimdi..yeni evde ecza dolabı da bulunmaz - eskisinde vardı sanki...dökecek alkol de yok...bira ve parfüm arasında kalıp Chopard'ın bıdıbıdı parfümünü sıktım en son kolonya niyetine, sonra hem acıdan hem parfümü yaraya sıkmanın üzüntüsüyle gözlerim doldu tabii :)
bu hikayeler çeşitlidir; silikon tabancasıyla iki parmağı birbirine yapıştırmalar; halıya mürekkep döküp çıkarıcam diye daha beter yaymalar, aspiratörün aynı yerine aynı gün içinde 3 kere kafayı çarpmalar, duvar boyarken kokusundan sarhoş olmalar...
bir arkadaşım derdi ki "sen 2 metrekarede herhangi bir araç olmadan kendini öldürebilecek ender insanlardansın"
eee kabiliyetliyimdir azıcık :)
Dec 8, 2008
Dec 7, 2008
Dec 1, 2008
takipçilere...
Ayşegül bu sıralar ev yerleştirmekte, geçip giden devasa tankerleri seyretmekte, ailevi münasebetleri ilerletmekte, göbeği büyütmekte ve hayatında önüzümdeki haftalarda olabilecek kritik gelişmeleri sessizce beklemekte..
dönüşü hiç fena olmayacak....yakında....
dırınırınırınımmmmm :)
dönüşü hiç fena olmayacak....yakında....
dırınırınırınımmmmm :)
Nov 19, 2008
arabadan eve yürüyordum bugün, elde torbalar falan - son günlerin standart manzarası..
yanımdan genç bir anne ile iki veledi geçiyorlar..erkek olan -7-8yaşında- öğürtü geğirti arası sesler çıkarıyor..ve bundan çok eğleniyor - bundan çok eğlenebileceği yaşta..
herhalde o sırada kızkardeşi veya annesi büyümekle ilgili birşey söylüyor ya da klasik "aaa çocuk musun sen, büyüdün artık" yorumunu yapıyor..
çocuktan yürekten bir isyan kopuveriyor : "ben büyük olmak istemiyorum ki!!! büyük olmak çok sıkıcı!!! ben çocukluğumu yaşamak istiyorum! ..........................ama belki 13 olabilirim"
evladım gel senin o tombul yanaklarını ısırayım ben! annen hayatından baymıştır, ısıramıyordur belki yeterince...
yanımdan genç bir anne ile iki veledi geçiyorlar..erkek olan -7-8yaşında- öğürtü geğirti arası sesler çıkarıyor..ve bundan çok eğleniyor - bundan çok eğlenebileceği yaşta..
herhalde o sırada kızkardeşi veya annesi büyümekle ilgili birşey söylüyor ya da klasik "aaa çocuk musun sen, büyüdün artık" yorumunu yapıyor..
çocuktan yürekten bir isyan kopuveriyor : "ben büyük olmak istemiyorum ki!!! büyük olmak çok sıkıcı!!! ben çocukluğumu yaşamak istiyorum! ..........................ama belki 13 olabilirim"
evladım gel senin o tombul yanaklarını ısırayım ben! annen hayatından baymıştır, ısıramıyordur belki yeterince...
Nov 18, 2008
ıssız-mış
Etrafımdaki çoğu erkek "işte ıssız adam, benim o işte" diyor, bir kendini buluyor falan..
benim durduğum yerden, evet, bir kısım hakkaten ıssız görünüyor..
ama merak ettiğim şu, neden ıssız?????
filmdeki kızın mesela neden yaşamayı becerebildiğini, erkeğinse bir idare edemeyip ıssız kaldığını ve içinde bir virüsle yaşadığını biri bana açıklasın..
erkek kızdan farklı ne yaşamış, ne yaşamaya zorlanmış olabilir ki??
iyi bir gurme olmak için bütün ahçılarla yatmak zorunda mı kalmış, nedir yani??
bütün İstanbul'un dişi nüfusunu yiyip, onu seven bir ailesi olup, istediği işi -hem de keyifle- yapıp, çocuklugunda belli ki herhangi bir travma yaşamayıp, kişisel zevklerini de kovalamış bir insan besbelli.
e bu ıssızlık nedir peki abicim, fiyakasından mı??
benim durduğum yerden, evet, bir kısım hakkaten ıssız görünüyor..
ama merak ettiğim şu, neden ıssız?????
filmdeki kızın mesela neden yaşamayı becerebildiğini, erkeğinse bir idare edemeyip ıssız kaldığını ve içinde bir virüsle yaşadığını biri bana açıklasın..
erkek kızdan farklı ne yaşamış, ne yaşamaya zorlanmış olabilir ki??
iyi bir gurme olmak için bütün ahçılarla yatmak zorunda mı kalmış, nedir yani??
bütün İstanbul'un dişi nüfusunu yiyip, onu seven bir ailesi olup, istediği işi -hem de keyifle- yapıp, çocuklugunda belli ki herhangi bir travma yaşamayıp, kişisel zevklerini de kovalamış bir insan besbelli.
e bu ıssızlık nedir peki abicim, fiyakasından mı??
blog kardeşliği adına.....güüüüç bende artııııık! :)
"Pek çok insan beklenti yükledikleri insanları sevdiğine inanıp, aralarındaki bağın gelişip zenginleşmesine katkıda bulunmamasına rağmen o insanlar tarafından "yaşatılmayı" bekleyebiliyor. Oysa, hayatımızın ilk dönemlerinden bugüne taşıdığımız alacaklarımızı, yetişkin insan olarak kurduğumuz ilişkilerden "tahsil etme" hakkına sahip değiliz. Bu talebimizde direndiğimizde, genellikle kendileri de tahsilat peşinde insanlarla karşılaştığımızdan, ilişkilerimiz düş kırıklığıyla sonlanıp tükeniyor. Ancak, yalnızca başkalarının değil, kendimizin de masum olmadığını, kendimizi ve onları yargılamadan kabul etmeye başladığımızda, çocukken yitirdiğimiz masumiyetle biraz olsun yeniden buluşma umudunu taşıyabiliriz."
Engin Geçtan
Engin Geçtan
Nov 15, 2008
*If a problem can be solved, there is no use worrying about it. If it can't be solved, worrying will do no good.
*We can live without religion or meditation,but we cannot survive without human affection.
Dalai Lama
*We can live without religion or meditation,but we cannot survive without human affection.
Dalai Lama
Nov 13, 2008
hayat kaç perde?
ilk perdeyi oldukça steril bir ortamda, sevgiyle, ve dünyanın çok güzel bir yer olduğunu, insanların hepsinin çok iyi olduklarını düşünerek geçirdim.
ikinci perde başladığında artık sevilmiyordum ve üstüne bir de artık hapsedilmeliydim, hayatı tanımak ve özgür olmak başlığı altında kafayı gözü kırdımve 7-8 yıllık bir sürede bir ömre yetecek kadar anım ve acım oldu.
üçüncü bölümde artık yorulmuştum. iyisiyle kötüsüyle herşeyi yaşamıştım. merak ettiğim, özlediğim hiçbirşey yoktu. gördüğüm kadarı bana yetiyordu, yemeğin devamını beklememe gerek yoktu. ertesi gün ölsem umrumda olmazdı. yaşayacaksam da sadece seyahat etmek için yaşayacaktım, tüm dünyayı görmek, kitap okumak, müzik dinlemek, film seyretmek, yalnız başıma..hep gittim o dönemde..insanlardan, evden, şehirden, ülkeden...gitmeyi de pek bir yakıştırdım kendime..yalnız kovboy misali..ruh yaşımı seksenlere çıkaran bir erken durulma, olgunlaşma, erme hali..
sonra birgün geldi -şu veya bu vesileyle- dünyaya yeniden adım attım..bu kez kendimi tanıyarak, ve dünyayı..
kavgalarımdan, küskünlüğümden, ürkekliğimden sıyrılınca hatırladım ki benim hayallerim vardı.
ve herşeyin göbeğinde bir kız vardı çok önceleri, her daim şen renkli..
korkusunu yenen sevgisi vardı..
eski çağlardan kalma hassaslığı ve yeni çağlara ait hayalgücü..
bu arayış, bu macera, işte o kıza vefa borcumdur.
Dördüncü perdede hayata tam ortasından dalmak yazıyorsa senaryoda, oynansın bakalım!
ikinci perde başladığında artık sevilmiyordum ve üstüne bir de artık hapsedilmeliydim, hayatı tanımak ve özgür olmak başlığı altında kafayı gözü kırdımve 7-8 yıllık bir sürede bir ömre yetecek kadar anım ve acım oldu.
üçüncü bölümde artık yorulmuştum. iyisiyle kötüsüyle herşeyi yaşamıştım. merak ettiğim, özlediğim hiçbirşey yoktu. gördüğüm kadarı bana yetiyordu, yemeğin devamını beklememe gerek yoktu. ertesi gün ölsem umrumda olmazdı. yaşayacaksam da sadece seyahat etmek için yaşayacaktım, tüm dünyayı görmek, kitap okumak, müzik dinlemek, film seyretmek, yalnız başıma..hep gittim o dönemde..insanlardan, evden, şehirden, ülkeden...gitmeyi de pek bir yakıştırdım kendime..yalnız kovboy misali..ruh yaşımı seksenlere çıkaran bir erken durulma, olgunlaşma, erme hali..
sonra birgün geldi -şu veya bu vesileyle- dünyaya yeniden adım attım..bu kez kendimi tanıyarak, ve dünyayı..
kavgalarımdan, küskünlüğümden, ürkekliğimden sıyrılınca hatırladım ki benim hayallerim vardı.
ve herşeyin göbeğinde bir kız vardı çok önceleri, her daim şen renkli..
korkusunu yenen sevgisi vardı..
eski çağlardan kalma hassaslığı ve yeni çağlara ait hayalgücü..
bu arayış, bu macera, işte o kıza vefa borcumdur.
Dördüncü perdede hayata tam ortasından dalmak yazıyorsa senaryoda, oynansın bakalım!
Nov 10, 2008
Mamma Mia
Pierce Brosnan şarkı söylemesin, bu birinci tespitim.
Meryl Streep gibi yaşlanacaksam neden olmasın, bu da iki.
"Don't go wasting all your emotions / lay all your love on me."
Meryl Streep gibi yaşlanacaksam neden olmasın, bu da iki.
"Don't go wasting all your emotions / lay all your love on me."
Nov 9, 2008
Nov 7, 2008
That's what I am. Yes I can live in tropics for a while, move around, fuck around, settle down, or go to the Arctic Pole and really enjoy it for a while..Adapt to everything..Enjoy everything - but within time limits..
Because I am who I am.
Beni yaşatan sular belli, iyileştiren, gülümseten..
Yanılıyorum ama işte bazen..Yazın sıcağında kışı özlüyorum..Ah diyorum, keşke kabanımı çekip sokaklarda yürüsem..Sonra bir süre mutlu oluyorum kıştan..Sanıyorum ki benim kalemim bu. Ama değil işte, yaz çocuğuyum ben..
Günaşırı güneş görmezse kendini iyi hissetmemeye başlayan..
Biz ayrı suların ve ayrı mevsimlerin insanlarıyız. Senin mevsimin beni üşütüyor.
Sen bana yeterince dinlenmiş - ya da yorulmuş - olduğumda gidilecek bir yolculuksun. Zamanı uzadıkça yorucu olmaya başlayan ve yalnız hissettiren.
Arabada bana eşlik eden değil...Yanıma dönüp gülümseyeceğim, elini tutacağım değil..Kendi yolculuğundaki..Arabanın ta kendisi..
Because I am who I am.
Beni yaşatan sular belli, iyileştiren, gülümseten..
Yanılıyorum ama işte bazen..Yazın sıcağında kışı özlüyorum..Ah diyorum, keşke kabanımı çekip sokaklarda yürüsem..Sonra bir süre mutlu oluyorum kıştan..Sanıyorum ki benim kalemim bu. Ama değil işte, yaz çocuğuyum ben..
Günaşırı güneş görmezse kendini iyi hissetmemeye başlayan..
Biz ayrı suların ve ayrı mevsimlerin insanlarıyız. Senin mevsimin beni üşütüyor.
Sen bana yeterince dinlenmiş - ya da yorulmuş - olduğumda gidilecek bir yolculuksun. Zamanı uzadıkça yorucu olmaya başlayan ve yalnız hissettiren.
Arabada bana eşlik eden değil...Yanıma dönüp gülümseyeceğim, elini tutacağım değil..Kendi yolculuğundaki..Arabanın ta kendisi..
Oct 31, 2008
Oct 29, 2008

aşağıdaki nadide el hareketini bir kez de, recep ivedik filmine bilmemkaçmilyondolarla sponsor olup Mustafa filminden son dakikada üçyüzbindolarlık desteğini çekmiş olan ve sebebini de "toplumun her kesiminden müşterimiz var, eğer bu filme sponsor olursak belli bir kesmin tepkisini çekeriz" şeklinde dile getiren Turkcell'in şaşı gözlü tavuğuna gönderiyorum..
Bu güzel fotoğrafı da blogumun tozlu sayfalarından çıkarıp ahir zamanların cesur,azimli, ümidini kaybetmemiş duru insanlarına hediye ediyorum...
Bayramımız kutlu olsun!
Oct 22, 2008
bir hastalık gününün bilançosu
1 supradyn
2 c vitamini
1 tylolhot
1 benical
2 bepanthene pastil
1 kucak dolusu popcorn
1 bardak yeşil çay
1 entourage sezon 1
1 sienna miller ve keira knightley'lı "edge of love"
1 "secret" adlı japon filmi - bayılırım japon aşk filmlerine
1 azcık enerjiyle gaza gelip dvdciye yürüme, entourage sezon 2 isteme, bulamayıp heroes sezon 1 ile geri dönme, yolda tekel bayiine uğrama
1 orhan pamuk - sessiz ev
1 kadeh öküzgözü - boğazkere
2 adet mentollü sigara
4 adet "ah ah vah vah nasıl düzeleceğim ben şimdi"
2 c vitamini
1 tylolhot
1 benical
2 bepanthene pastil
1 kucak dolusu popcorn
1 bardak yeşil çay
1 entourage sezon 1
1 sienna miller ve keira knightley'lı "edge of love"
1 "secret" adlı japon filmi - bayılırım japon aşk filmlerine
1 azcık enerjiyle gaza gelip dvdciye yürüme, entourage sezon 2 isteme, bulamayıp heroes sezon 1 ile geri dönme, yolda tekel bayiine uğrama
1 orhan pamuk - sessiz ev
1 kadeh öküzgözü - boğazkere
2 adet mentollü sigara
4 adet "ah ah vah vah nasıl düzeleceğim ben şimdi"
Oct 20, 2008
mailbox'da kalmış neşeli birşey
BİR TÜRK:
*Kagit mendili kumas mendil gibi günlerce burusuk sekilde cebinde tasir.
*Rüzgarli havalarda küller uçmasin diye küllüge su koyar.
*Ancak bir Türk gazete bulmacasini hep baskalarina sora sora çözebilme becerisini gösterip , kendisi çözdü diye sevindirik olabilir.
*Sakal trasi olduktan sonra kanayan yerlerine küçük kagitlar yapistirir..
*Evdeki yaslilar da kullanabilsin diye tv kumandasi , telefon gibi aletlerin üzerindeki tuslarin Türkçesini tercüme edip yapistirir. (on-aç>>; off-kapa ; redial-tekrar ara ; volume-ses vb...)
*Nezle olunca tuvalet kagidini uzun bir serit yaparak kullanir.
*Konusma yetenegi olan hayvanlara ilk olarak küfür etmesini ögretir.
*Sahilde mayosunu kabinde giymek yerine arkadaslarina havlu tutturarak giymeye çalisip bir de arkadaslarina "bakmayin lan" diye çikisir.
*Herhangi bir yere hesap öderken arkasina dönüp gizli gizli para sayar.
*Denizde "suyun altinda nefessiz ne kadar kalabiliyorum."diye deneme yapip bogulma tehlikesi geçirir.
*Beton döktükten sonra bir sanat eserini bitirmiscesine beton kurumadan tarih ve imza eder.
*Simit yedikten sonra , masaya dökülen susamlari parmaginin ucunu islatarak toplayip yutar.
*Daha birinci telefon zili çaldiginda telefonun basina dikilir ama açmak için ikinci kez çalmasini bekler.
*Yeni yapilmis bir binanin yeni takilmis camina beyaz boyayla S harfi yazar.
*Bir dükkana girip , onun bunun fiyatini sorduktan sonra "abi araba bes dakika dursun ,ben hemen gelicem " deyip ,2 saat sonra gelir.
*Cebinden çikardigi paralarin içinde en eskisini özenle arayip bulduktan sonra para üstü verir.
*Trafikte ambulansin pesine takilarak sikisikliktan kurtulup,uyaniklik yaptigini zanneder.
*Gece asiri nem ve sicak olmasina ragmen , üzerine örtmese de yanina yorgan alip yatar.
*Çocugu yanlislikla elini kestigi veya düstügü için agladiginda elini kesti veya düstü diye çocugunu döver.
*Kredi kartinin islevsel kismi zarar görmesin diye selobant yapistirir
*Bir turiste adres tarif ederken bagira bagira Türkçe konusur.
*Kürdanla disini karistirip önce çikarip bakar , sonra tekrar agzina koyar.
*Evin bir odasinin ampülü patladigi zaman yenisini almayip da fazla kullanmadigi bir odanin ampülünü onun yerine takar.
*Dislerini gazoz açacagi , findik ve ceviz kiracagi olarak kullanir.
*Isinde iyi olan birisini överken hakaretle iltifat eden bir Türk'ten baskasi olamaz. (Serefsizin oglu ne is yapmis be kardesim,helal olsun)
*Aracin sinyal lâmbalari dururken kolunu çikararak "dönüyorum" hareketi yapar.
*Trafik isiklari kirmizidan yesile döndügünde önündeki herkesi salak sanarak kornaya basar.
*Dingildeyen bir masanin ayagina kagit sikistirma fikri bir Türk'ündür
*Tv'de film seyrederken filmin oyunculariyla muhatap olan (dur oraya gitme öldürecekler seni) Türk sinema severlerdir
*Plastik yogurt kabini saksi yapar.
*Arabasinin arkasina yazi yazar . (Rahmetli de sollardi, tek rakibim THY, kıroyum ama para bende)
*Tüp kaçiriyor mu, kaçirmiyor mu diye kibrit yakip kontrol eder.
*Yemekte eti biçakla degil, çatalin yaniyla kesmeye çalisir.
*Elektronik hesap makinesini, uzaktan kumandasini naylona sarmis, üzerine de ambalaj lastigi geçirmis birini görürseniz Türk'tür o.
*On yillik bir otomobilin koltuk ambalaj naylonlarini çikarmadan kullanma becerisini gösterir.
*Kagit mendili kumas mendil gibi günlerce burusuk sekilde cebinde tasir.
*Rüzgarli havalarda küller uçmasin diye küllüge su koyar.
*Ancak bir Türk gazete bulmacasini hep baskalarina sora sora çözebilme becerisini gösterip , kendisi çözdü diye sevindirik olabilir.
*Sakal trasi olduktan sonra kanayan yerlerine küçük kagitlar yapistirir..
*Evdeki yaslilar da kullanabilsin diye tv kumandasi , telefon gibi aletlerin üzerindeki tuslarin Türkçesini tercüme edip yapistirir. (on-aç>>; off-kapa ; redial-tekrar ara ; volume-ses vb...)
*Nezle olunca tuvalet kagidini uzun bir serit yaparak kullanir.
*Konusma yetenegi olan hayvanlara ilk olarak küfür etmesini ögretir.
*Sahilde mayosunu kabinde giymek yerine arkadaslarina havlu tutturarak giymeye çalisip bir de arkadaslarina "bakmayin lan" diye çikisir.
*Herhangi bir yere hesap öderken arkasina dönüp gizli gizli para sayar.
*Denizde "suyun altinda nefessiz ne kadar kalabiliyorum."diye deneme yapip bogulma tehlikesi geçirir.
*Beton döktükten sonra bir sanat eserini bitirmiscesine beton kurumadan tarih ve imza eder.
*Simit yedikten sonra , masaya dökülen susamlari parmaginin ucunu islatarak toplayip yutar.
*Daha birinci telefon zili çaldiginda telefonun basina dikilir ama açmak için ikinci kez çalmasini bekler.
*Yeni yapilmis bir binanin yeni takilmis camina beyaz boyayla S harfi yazar.
*Bir dükkana girip , onun bunun fiyatini sorduktan sonra "abi araba bes dakika dursun ,ben hemen gelicem " deyip ,2 saat sonra gelir.
*Cebinden çikardigi paralarin içinde en eskisini özenle arayip bulduktan sonra para üstü verir.
*Trafikte ambulansin pesine takilarak sikisikliktan kurtulup,uyaniklik yaptigini zanneder.
*Gece asiri nem ve sicak olmasina ragmen , üzerine örtmese de yanina yorgan alip yatar.
*Çocugu yanlislikla elini kestigi veya düstügü için agladiginda elini kesti veya düstü diye çocugunu döver.
*Kredi kartinin islevsel kismi zarar görmesin diye selobant yapistirir
*Bir turiste adres tarif ederken bagira bagira Türkçe konusur.
*Kürdanla disini karistirip önce çikarip bakar , sonra tekrar agzina koyar.
*Evin bir odasinin ampülü patladigi zaman yenisini almayip da fazla kullanmadigi bir odanin ampülünü onun yerine takar.
*Dislerini gazoz açacagi , findik ve ceviz kiracagi olarak kullanir.
*Isinde iyi olan birisini överken hakaretle iltifat eden bir Türk'ten baskasi olamaz. (Serefsizin oglu ne is yapmis be kardesim,helal olsun)
*Aracin sinyal lâmbalari dururken kolunu çikararak "dönüyorum" hareketi yapar.
*Trafik isiklari kirmizidan yesile döndügünde önündeki herkesi salak sanarak kornaya basar.
*Dingildeyen bir masanin ayagina kagit sikistirma fikri bir Türk'ündür
*Tv'de film seyrederken filmin oyunculariyla muhatap olan (dur oraya gitme öldürecekler seni) Türk sinema severlerdir
*Plastik yogurt kabini saksi yapar.
*Arabasinin arkasina yazi yazar . (Rahmetli de sollardi, tek rakibim THY, kıroyum ama para bende)
*Tüp kaçiriyor mu, kaçirmiyor mu diye kibrit yakip kontrol eder.
*Yemekte eti biçakla degil, çatalin yaniyla kesmeye çalisir.
*Elektronik hesap makinesini, uzaktan kumandasini naylona sarmis, üzerine de ambalaj lastigi geçirmis birini görürseniz Türk'tür o.
*On yillik bir otomobilin koltuk ambalaj naylonlarini çikarmadan kullanma becerisini gösterir.
Oct 15, 2008
Behçet Çelik - Gün Ortasında Arzu
"Kaldırımın altında cinayetlerden, katliamlardan, sahipsiz cesetlerden, tuzaklardan, havaya uçan, uçuran, uçurulan hayatlardan oluşmuş, katılaştıkça katılaşmış, yanık kokan bir alaşım akıyor. Dünya kanıyor, çürüyor kaldırımın altında; kimse farkında değil. Kaldırımın üstünde oyunlar oynuyoruz; evlilik oyunları, para kazanma, kaybetme oyunları, tatile çıkma, dinlenme, yorulma, sevişme, hatta dünyayı değiştirme oyunları. En fenası, 'biz oyunun farkındayız' oyunu. 'Oynamıyorum, havlu attım' deyip bunu pek güzel sahneye koyan, başkalarından, daha havlu atmamışlardan ya da hiç atmayacak olanlardan alkış bekleyenler de az değil. Onları görünce kimselere söylemeden -söyleyecek kimse bırakmadan çevremde- sessizce havlu attım. Fark mı bu?"
yeni, gizemli bir hikayecilik
tavsiye edilir..
yeni, gizemli bir hikayecilik
tavsiye edilir..
Bugün sağlıksız ama leziz ne kadar şey varsa yedim. Mekanın WCsine giderken duvarıda şöyle bir yazıı gördüm, kesin biliyorsunuzdur:
"I am not afraid of tomorrow, for I have seen yesterday and I love today.”
İyi hoş tabii de ben nedense hep böyle büyük büyük laflar edenlerin sadece öyle bir laf etmiş olmak için ettiklerini düşünürüm hep. Mesela bu adamın (William bilmemkim) gayet de gelecekten korkmuş olduğunu hisseder gibiyim.
Ben de asi zamanlarımda şu söze bayılırdım.
"Öyle bir hayat yaşa ki, mezarına 'asla pişman olmadı' yazsınlar."
Sonra hakkaten "öyle" bir hayat yaşadım - ne demekse.
Ama mezarıma ne yazacaklarından bağımsız, gayet de pişmanlıkları oluyor insanın, daha iyi handle edebileceği durumlar, 'keşke öyle demeseydim'ler, ya da 'keşke deseydim'ler tam tersine, mesela daha çok keyfini çıkararak yaşayabilecekken kayıp gitmesine izin verdiğim anlar, yolculuklar, insanlar var..Ya da kendim..
"Ne var canım, hepsini isteyerek yaşadım, hiç de pişman olmadım" demek çok havalı hakkaten..Ama içten içe diyorsun bazen x zamanımı y'ye harcayacağıma (olay,insan,kariyer,problem vs.) keşke şunları yapsaydım diye.
-bu arada facebookta çok güldüren grup adları oluyor beni...biri "sana değer vereceğime, x'e değer verir y'yi bulurum" bir de "hayat serdar ortaç'ı yoruyorsa kimbilir bize neler yapar"-
işin özü...hepimiz zaman zaman pişman oluruz. ve zaman zaman gelecekten korkarız. hatta bazen az sonrasından bile. bilinemezlik güzel - ama ürkütücü de..
o sebeple duyup "vaaay" dediğim ve hemen unuttuğum usturuplu sözlerin yerine, 14 yaşımda duyduğum,aklımda hiç çıkmayan ve test edilip onaylanan şu düşünceyle bugünkü bilinç akışımı sonlandırayım.
"CESUR OL, YA DA ÖYLE GÖRÜN; KİMSE ARADAKİ FARKI ANLAYAMAZ"
geriye dönüp baktığımda ben bile ayırdedemiyorum :)
"I am not afraid of tomorrow, for I have seen yesterday and I love today.”
İyi hoş tabii de ben nedense hep böyle büyük büyük laflar edenlerin sadece öyle bir laf etmiş olmak için ettiklerini düşünürüm hep. Mesela bu adamın (William bilmemkim) gayet de gelecekten korkmuş olduğunu hisseder gibiyim.
Ben de asi zamanlarımda şu söze bayılırdım.
"Öyle bir hayat yaşa ki, mezarına 'asla pişman olmadı' yazsınlar."
Sonra hakkaten "öyle" bir hayat yaşadım - ne demekse.
Ama mezarıma ne yazacaklarından bağımsız, gayet de pişmanlıkları oluyor insanın, daha iyi handle edebileceği durumlar, 'keşke öyle demeseydim'ler, ya da 'keşke deseydim'ler tam tersine, mesela daha çok keyfini çıkararak yaşayabilecekken kayıp gitmesine izin verdiğim anlar, yolculuklar, insanlar var..Ya da kendim..
"Ne var canım, hepsini isteyerek yaşadım, hiç de pişman olmadım" demek çok havalı hakkaten..Ama içten içe diyorsun bazen x zamanımı y'ye harcayacağıma (olay,insan,kariyer,problem vs.) keşke şunları yapsaydım diye.
-bu arada facebookta çok güldüren grup adları oluyor beni...biri "sana değer vereceğime, x'e değer verir y'yi bulurum" bir de "hayat serdar ortaç'ı yoruyorsa kimbilir bize neler yapar"-
işin özü...hepimiz zaman zaman pişman oluruz. ve zaman zaman gelecekten korkarız. hatta bazen az sonrasından bile. bilinemezlik güzel - ama ürkütücü de..
o sebeple duyup "vaaay" dediğim ve hemen unuttuğum usturuplu sözlerin yerine, 14 yaşımda duyduğum,aklımda hiç çıkmayan ve test edilip onaylanan şu düşünceyle bugünkü bilinç akışımı sonlandırayım.
"CESUR OL, YA DA ÖYLE GÖRÜN; KİMSE ARADAKİ FARKI ANLAYAMAZ"
geriye dönüp baktığımda ben bile ayırdedemiyorum :)
Oct 14, 2008
Oct 13, 2008
Oct 9, 2008
Bu dünyada hem safsalak hem duygusal hem meraklı hem cesur hem hassas bir çocuk olmak çok zor zanaatmış onu anladım. salaklığım azaldıkça daha az acı çekmeye başlayınca anladım.
meğer kendime o kadar yüklenmem ve başkalarının yüklenmesine izin vermem saçmaymış onu anladım. 16-17 sene önceme gittim oradan buraya doğru uzandım. Hiçbir kötülük göremedim bazı şeylerde. Sadece yanlış tavırlar gördüm, yanlış eğitmeye çalışma teknikleri ve o kızı yaşamaktan soğutmalar. Sonra yanlış insanlar. Bir sürü şey öğrenmem gerektiği için karşıma çıkan. Aynı salaklıkta büyüyemeyeceğim için.
Yana yana geçtik hayatın içinden. En sevdiklerimiz ya da bizi en çok sevenler tarafından en acımasız şekilde yaralanarak eğitildik, öğretildik.
Şimdi durduğum yerden o küçük kıza dönüp sarılasım var. Ağladığı zamanlarda "merak etme, geçecek" diyesim, sesini yükseltemediği zamanlarda haklı olduğunu hissettiresim, seneler öncesinde çekip gitmesi gereken zamanlarda onun yerine kapıyı açasım, "insanlar kötü olamaz" gibi batıl inançlarına karşılık en tumturaklı sözleri yapıştırasım ve hatta gerekiyorsa onun adına başka fiziksel şiddetler uygulayasım ve onu minik ellerinden yakalayıp uzun seyahatlere göl gezilerine götüresim var.. yaşaması gereken, içinde ukte kalan şeyleri ona sunasım, kaybettiği zamanları geri veresim var..ona ışıl ışıl bir çocuk olma şansı veresim var..suçluluk hissetmeden, hayat dolu..
yanlış ülkeye, yanlış aileye ve yanlış zamana doğmuşum. ve yine de hepsini çok sevmişim.
3 yanlıştan bir doğru çıkar mı?
çıktı işte...
meğer kendime o kadar yüklenmem ve başkalarının yüklenmesine izin vermem saçmaymış onu anladım. 16-17 sene önceme gittim oradan buraya doğru uzandım. Hiçbir kötülük göremedim bazı şeylerde. Sadece yanlış tavırlar gördüm, yanlış eğitmeye çalışma teknikleri ve o kızı yaşamaktan soğutmalar. Sonra yanlış insanlar. Bir sürü şey öğrenmem gerektiği için karşıma çıkan. Aynı salaklıkta büyüyemeyeceğim için.
Yana yana geçtik hayatın içinden. En sevdiklerimiz ya da bizi en çok sevenler tarafından en acımasız şekilde yaralanarak eğitildik, öğretildik.
Şimdi durduğum yerden o küçük kıza dönüp sarılasım var. Ağladığı zamanlarda "merak etme, geçecek" diyesim, sesini yükseltemediği zamanlarda haklı olduğunu hissettiresim, seneler öncesinde çekip gitmesi gereken zamanlarda onun yerine kapıyı açasım, "insanlar kötü olamaz" gibi batıl inançlarına karşılık en tumturaklı sözleri yapıştırasım ve hatta gerekiyorsa onun adına başka fiziksel şiddetler uygulayasım ve onu minik ellerinden yakalayıp uzun seyahatlere göl gezilerine götüresim var.. yaşaması gereken, içinde ukte kalan şeyleri ona sunasım, kaybettiği zamanları geri veresim var..ona ışıl ışıl bir çocuk olma şansı veresim var..suçluluk hissetmeden, hayat dolu..
yanlış ülkeye, yanlış aileye ve yanlış zamana doğmuşum. ve yine de hepsini çok sevmişim.
3 yanlıştan bir doğru çıkar mı?
çıktı işte...
Ömer Hayyam
'Irmaklarından şaraplar akacak' diyorsun
Cennet-i alâ meyhane midir?
'Her mümin'e iki huri' diyorsun
Cennet-i alâ kerhane midir?
Tanrı bize cennette vaat ettiği şarabı
Niçin haram etsin bu dünyada, akla sığar mı?
Bir sarhoş arap, devesini vurmuş Hamza'nın
Peygamber de yasak etmiş arap'a şarabı
Beni özene bezene yaratan kim? sen
Ne yapacağımı da yazmışsın önceden
Demek günah işleten de sensin bana
O zaman nedir o cennet cehennem?
Kim senin 'yasa'nı çignemedi ki söyle?
Günahsız bir ömrün ne tadı kalır söyle.
Yaptığım kötülüğü kötülükle ödetirsen eğer
Seninle benim aramda ne fark kalır ki söyle
Tanrı bizi çamurdan yarattıgında
Biliyordu bu dünyada ne işimiz olacak
İşlediğim günahlar hep onun emriyledir
O halde cehennemde beni niçin yakacak?
Kör cehalet çirkefleştirir insanları
Suskunluğum asaletimdendir
Her lafa verecek bir cevabım var elbet
Lakin bir lâfa bakarım laf mı diye
Bir de söyleyene bakarım adam mı diye
Dünya, üç beş bilgisizin elinde
Sanırlar ki tüm bilgiler kendilerinde
Üzülme, eşek eşeği beğenir
Bir hayır var sana kötü demelerinde
Niceleri geldi, neler istediler
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler
Sen hic gitmeyecek gibisin değil mi?
O gidenler de hep senin gibiydiler
İçin temiz olmadıktan sonra
Hacı hoca olmuşsun kaç para
Hırka, tespih, post, seccade güzel
Ama TANRI KANAR MI BUNLARA
Sen sofusun hep dinden dem vurursun
Bana da sapık dinsiz der durursun
Peki, ben ne görünüyorsam O'yum
YA SEN NE GÖRÜNÜYORSAN O MUSUN?
Sen içmiyorsan içenleri kınama bari
Bırak aldatmacayı iki yüzlülükleri
ŞARAP İÇMEM DİYE ÖVÜNÜYORSUN AMA
YEDİĞİN HALTLAR YANINDA ŞARAP NEDİR Kİ..
Ey kara cübbeli senin gündüzün gece
Taş atma dünyayı bilmek isteyenlere
ONLAR YARATANIN SANATI PEŞİNDELER
SENİNSE AKLIN ABDEST BOZAN ŞEYLERDE....
Yaşamın sırlarını bileydin
Ölümün de sırlarını çözerdin
Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok
YARIN AKILSIZ NEYİ BİLECEKSİN
Ey kör! Bu yer, bu gök, bu yıldızlar, boştur boş !
Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş !
Şu durmadan kurulup dağılan evrende
BİR NEFESTİR ALACAĞIN, O DA BOŞTUR BOŞ !
Cennet-i alâ meyhane midir?
'Her mümin'e iki huri' diyorsun
Cennet-i alâ kerhane midir?
Tanrı bize cennette vaat ettiği şarabı
Niçin haram etsin bu dünyada, akla sığar mı?
Bir sarhoş arap, devesini vurmuş Hamza'nın
Peygamber de yasak etmiş arap'a şarabı
Beni özene bezene yaratan kim? sen
Ne yapacağımı da yazmışsın önceden
Demek günah işleten de sensin bana
O zaman nedir o cennet cehennem?
Kim senin 'yasa'nı çignemedi ki söyle?
Günahsız bir ömrün ne tadı kalır söyle.
Yaptığım kötülüğü kötülükle ödetirsen eğer
Seninle benim aramda ne fark kalır ki söyle
Tanrı bizi çamurdan yarattıgında
Biliyordu bu dünyada ne işimiz olacak
İşlediğim günahlar hep onun emriyledir
O halde cehennemde beni niçin yakacak?
Kör cehalet çirkefleştirir insanları
Suskunluğum asaletimdendir
Her lafa verecek bir cevabım var elbet
Lakin bir lâfa bakarım laf mı diye
Bir de söyleyene bakarım adam mı diye
Dünya, üç beş bilgisizin elinde
Sanırlar ki tüm bilgiler kendilerinde
Üzülme, eşek eşeği beğenir
Bir hayır var sana kötü demelerinde
Niceleri geldi, neler istediler
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler
Sen hic gitmeyecek gibisin değil mi?
O gidenler de hep senin gibiydiler
İçin temiz olmadıktan sonra
Hacı hoca olmuşsun kaç para
Hırka, tespih, post, seccade güzel
Ama TANRI KANAR MI BUNLARA
Sen sofusun hep dinden dem vurursun
Bana da sapık dinsiz der durursun
Peki, ben ne görünüyorsam O'yum
YA SEN NE GÖRÜNÜYORSAN O MUSUN?
Sen içmiyorsan içenleri kınama bari
Bırak aldatmacayı iki yüzlülükleri
ŞARAP İÇMEM DİYE ÖVÜNÜYORSUN AMA
YEDİĞİN HALTLAR YANINDA ŞARAP NEDİR Kİ..
Ey kara cübbeli senin gündüzün gece
Taş atma dünyayı bilmek isteyenlere
ONLAR YARATANIN SANATI PEŞİNDELER
SENİNSE AKLIN ABDEST BOZAN ŞEYLERDE....
Yaşamın sırlarını bileydin
Ölümün de sırlarını çözerdin
Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok
YARIN AKILSIZ NEYİ BİLECEKSİN
Ey kör! Bu yer, bu gök, bu yıldızlar, boştur boş !
Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş !
Şu durmadan kurulup dağılan evrende
BİR NEFESTİR ALACAĞIN, O DA BOŞTUR BOŞ !
Oct 6, 2008
"İyi ya da kötü insan yoktur. Bazıları nispeten biraz daha iyi, bazıları da nispeten kötüdür, ama herkes, kötüniyetli olmaktan çok, yanlış anlamaların etkisi altındadır. Birbirimizin kalplerinde olup bitenleri görmemizi engelleyen bir körlüktür gidiyor. Hiç kimse herhangi birini gerçekte olduğu gibi görmeyip egosunun izin verdiği şekilde görüyor. Kibir, korku, arzu, rekabet duyguları - egomuzda bulunan çarpıklıklar - ilişkide olduğumuz insanlara yönelik görüşümüzü şartlandırıyorlar. Kendi egomuzdaki bu çarpıklıkların üstüne bir de diğerlerinin egolarındaki çarpıklıkları ekleyin, içinden birbirimize baktığımız sırçanın ne kadar puslu bir hal aldığını daha iyi anlayabiliriz. Bu durum, aradaki pusluluğu yıkıp yokedecek ve kalpleri bütün açıklığıyla yakınlaştıracak kadar birbirine yoğun bir sevgiyle bağlı iki insan arasındaki istisnai ilişkiler dışında, bütün varolan ilişkilerde hep aynı.."
Tennessee Williams
Tennessee Williams
Murat Uyurkulak - Tol
"Çünkü benim aklım yol kuşlarının tüneyip sessiz sedasız terkettikleri bir harabedir."
"Ben çatlak topraklara yaklaşıyorum şimdi. Bir vadide dolaşacağım, kutsal şehirlere varacağım. Bu bir cesaret, bu bir iddia, göktekiyle yerdeki arasında ben varım, kainatın en büyük masalcısı olmaya ant içtim."
"Ben çatlak topraklara yaklaşıyorum şimdi. Bir vadide dolaşacağım, kutsal şehirlere varacağım. Bu bir cesaret, bu bir iddia, göktekiyle yerdeki arasında ben varım, kainatın en büyük masalcısı olmaya ant içtim."
Sep 24, 2008
MARLON BRANDO a.k.a. "Bud"


"Çocukluğumda bana verilmiş olan, beş para etmez bir insan olduğum kuruntusundan kurtulmam uzun yıllarımı aldı. Anne babaların çocuklarıyla uğraşırken söz ve tavırlarındaki öldürücü olabilecek silahları nasıl olup da kullandıklarını, veya çocuklarına kendine saygı duymayı öğretecekleri yerde, utanç duygusunu aşılamalarını hala anlayamıyorum."
böyle buyurmuş Nietzsche
'Sevgi yüzünden yapılan şey, her zaman iyiliğin ve kötülüğün ötesinde yapılır.'
'Seni övdükleri sürece kendi yolundan gittiğini sanma sakın, başkasının yolundan gidiyorsundur.'
'Kanmışlıklar,doğruluğun yalanlardan daha tehlikeli düşmanlarıdır.'
'Öğrenip ölçmek istediğin nesneden hiç olmazsa bir zaman için uzaklaş. Ancak kentten ayrıldığın zamandır ki, evlerin üzerlerinde yükselen yüce kuleleri görebilirsin.'
'Evet, kirli bir ırmaktır insan. Kirli bir ırmağı içine alması ve bozulmadan kalması için deniz olmalı kişi.'
'Ne denli yükselirsek, uçmak bilmeyenlere o denli küçük görünürüz.'
'Doğrudur: biz hayatı severiz,ama yaşamaya değil, sevmeye alıştığımız için.'
'Kanatları olmalı kişinin, uçurumu seviyorsa... Asılıp kalmamalı!'
'İnsan küçümsediğinden nefret edemez ; ancak eşit ya da üstün olandan nefret edilir.'
'Kendimiz hakkında çok konusmak, kendini gizlemenin bir yolu da olabilir.'
'Bir kişinin yüksekliğini görmek istemeyen kimse, kendindeki aşağı ve sıradan olan her şeye daha dikkatli bakar. Bu bakışla da kendini ele verir.'
'Yılan der ki, iyilik de kötülük de tanrının önyargılarıdır.'
'Delilik, kişilerde ender görülen birşeydir. Gruplar, partiler, halklar, çağlarda ise bir kural haline gelmiştir.'
'Seni övdükleri sürece kendi yolundan gittiğini sanma sakın, başkasının yolundan gidiyorsundur.'
'Kanmışlıklar,doğruluğun yalanlardan daha tehlikeli düşmanlarıdır.'
'Öğrenip ölçmek istediğin nesneden hiç olmazsa bir zaman için uzaklaş. Ancak kentten ayrıldığın zamandır ki, evlerin üzerlerinde yükselen yüce kuleleri görebilirsin.'
'Evet, kirli bir ırmaktır insan. Kirli bir ırmağı içine alması ve bozulmadan kalması için deniz olmalı kişi.'
'Ne denli yükselirsek, uçmak bilmeyenlere o denli küçük görünürüz.'
'Doğrudur: biz hayatı severiz,ama yaşamaya değil, sevmeye alıştığımız için.'
'Kanatları olmalı kişinin, uçurumu seviyorsa... Asılıp kalmamalı!'
'İnsan küçümsediğinden nefret edemez ; ancak eşit ya da üstün olandan nefret edilir.'
'Kendimiz hakkında çok konusmak, kendini gizlemenin bir yolu da olabilir.'
'Bir kişinin yüksekliğini görmek istemeyen kimse, kendindeki aşağı ve sıradan olan her şeye daha dikkatli bakar. Bu bakışla da kendini ele verir.'
'Yılan der ki, iyilik de kötülük de tanrının önyargılarıdır.'
'Delilik, kişilerde ender görülen birşeydir. Gruplar, partiler, halklar, çağlarda ise bir kural haline gelmiştir.'
Sep 22, 2008
AFFLUENZA
"It is vital to have a sense of what is enough."
"Emotional distress will not invariably follow from a strong drive to have more money if it is really needed; the problem comes when the money - or possessions, or appearance, or fame - is a confected want, not a need."
"Emotional distress will not invariably follow from a strong drive to have more money if it is really needed; the problem comes when the money - or possessions, or appearance, or fame - is a confected want, not a need."
İhsan Oktay Anar - Suskunlar
Galata Mevlevihanesi'nde:
"Senin buraya gelmenin sebebi sadece bizim "Gel" dememiz değil, ayrıca onların sana git demeleri. Hiç kimseye kötüdür deme. Aslında onlar, bilmeden iyilik eden insanlardır."
İhtiyar kadın: Ya gücünü aşarsa? Ya korkarsan?
Davut: Asla. Aşkım benim kanatlarımdır.
"Şakirtleri denileni yaparken Zahir, 'Susma vakti geldi,' dedi. 'Şimdi, sevgiyle tokuşturduğumuz kadehlerin tınlamasını, dost bildiğimiz insanlarla yaptığımız sohbetleri, altun paraların şıngırtısını, bir güzelin şuh kahkahasını, mal yüklü ticaret gemilerinin yelkenlerini şişiren rüzgarın uğultusunu, ilim öğrenmek için okuduğunuz kitapların sayfa hışırtılarını ve hatta, ölümsüzlüğün sırrı olan ab-ı hayat’ın şırıltısını unutalım ve burnumuza üflenen nefesi, vakti gelince aldığımız gibi, tertemiz bir nağme olarak sessizce teslim etmeye hazır olalım. Öyleyse hep birlikte susalım ve artık O’nun sesini dinleyelim.' "
"Senin buraya gelmenin sebebi sadece bizim "Gel" dememiz değil, ayrıca onların sana git demeleri. Hiç kimseye kötüdür deme. Aslında onlar, bilmeden iyilik eden insanlardır."
İhtiyar kadın: Ya gücünü aşarsa? Ya korkarsan?
Davut: Asla. Aşkım benim kanatlarımdır.
"Şakirtleri denileni yaparken Zahir, 'Susma vakti geldi,' dedi. 'Şimdi, sevgiyle tokuşturduğumuz kadehlerin tınlamasını, dost bildiğimiz insanlarla yaptığımız sohbetleri, altun paraların şıngırtısını, bir güzelin şuh kahkahasını, mal yüklü ticaret gemilerinin yelkenlerini şişiren rüzgarın uğultusunu, ilim öğrenmek için okuduğunuz kitapların sayfa hışırtılarını ve hatta, ölümsüzlüğün sırrı olan ab-ı hayat’ın şırıltısını unutalım ve burnumuza üflenen nefesi, vakti gelince aldığımız gibi, tertemiz bir nağme olarak sessizce teslim etmeye hazır olalım. Öyleyse hep birlikte susalım ve artık O’nun sesini dinleyelim.' "
"Baktım gökte bir kırmızı bir uçak
Bol çelik bol yıldız bol insan
Bir gece sevgi duvarını aştık
Düştüğüm yer öyle açık öyle seçik ki
Başucumda bi sen varsın bi de evren
Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
NE KADAR YALANSIZ YAŞARSAK O KADAR İYİ "
Bol çelik bol yıldız bol insan
Bir gece sevgi duvarını aştık
Düştüğüm yer öyle açık öyle seçik ki
Başucumda bi sen varsın bi de evren
Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
NE KADAR YALANSIZ YAŞARSAK O KADAR İYİ "
haftasonunun ardından
Londra'dan gelen yüzmeye niyetli abla tam teçhizatlı bir halde Alaçatı'ya götürülür..Fakat şom ağızlı ablanın ("yağmur yağmadığı sürece sudan çıkmayacağım") aynı zamanda üzerinde Londra'nın o kara kara bulutlarını taşıdığı hesaba katılmaz. Sokaklarda şemsiyeyle koştururken, soğuk havanın yurdu salı günü terkedeceği öğrenilir, bu ablanın da yurdu terkedeceği gün olduğundan denklemin sağlaması yapılmış olur :)
Öğlen gibi kuzen aradı ; "ya senin arabanın tepesi açık su girecek kapatsan" diye , sonra "bir de bir kitap var arabanın üstünde" dedi, "ha onu arkadaşım koydu ondan haberim var" dedim, "bir de kart var, 'satmayı düşünürseniz arayın' yazıyor" dedi..
e dedim inbox gibi olmuş düt düt iki günde..
zaten geçen hafta da gökyüzündeki bütün kuşların mesajlarını okumuştum camlardan :) karada olmasak albatroslar geziniyor zannedeceğim tepede, o biçim..
Havaalanında indik, yağmur çamur kalabalık, servis mi ne yapsak falan derken baktım saat de geceyarısına bağlamış, cengaver İstanbullu manevralarımla bir taksiciye yanaşıp "gündüz açar mısınız" dedim, sonra dönüp ablaya bir göz kırptım, başladık saatte 150km hızla gitmeye..Gündüz tarifesiyle ölmek bir ayrıcalıktır!!
Radyo önce bir Ceylan şarkısı çaldı, sonra Latif Doğan denen bir adamla tanıştım, fakat bunları solda sıfır bırakan DJ en son bombaydı..Yaşı sanırım benden hayli küçük olan DJ bir büyük insan yobazlığı tonlamasında zırvalamaya başladı..
Gazetede abuk subuk haberler varmış, bunları kim yayınlatıyormuş, herşey seksle ilgiliymiş, ahlaksızlığa itiliyormuşuz falan
(kuşbeyinli canözüm, zaten gazeteler bomboş bir sürü şeyle dolu, ama zihinlerde yasak olduğu için herkes seksle kafayı bozmuş durumda, sen de öylesin, bozmamış olsan o haberlere de aptal market reklamları gibi güdük "bıdı bıdının kalecisinin de büyük büyük annesi Türk çıktı" gibi haberlere dikkat etmeyip geçtiğin gibi davranacaksın, ama davranamıyorsun işte, akıl orada, kan orada kalakalmış)
en son "gençlerimizin hali de içler acısı, giyim kuşamları iyice yoldan çıkmaya başladı..arkadaşlarım lütfen biraz daha dikkat edelim" demeye başladı...
bre zındık - ve hatta bre sandık faresi!- sen kimsin, kimin sesisin de kimi dikkate çağırıyorsun?? kadınların sadece gözlerinin göründüğü, evden çıkmadıkları Mısır'ın aynı zamanda dünyada en çok bekaret zarı diktirme ameliyatı yapılan yer olduğunu bilmiyor musun??
zaten dizaltı etekten görünen et parçasına bile salyalarını tutamayarak bakmanın bu açlığın sonucu olduğunu anlamıyor musun?????
yemekten kalkmış bir adamın bir dönercinin camına yapışmayacağını anlamıyor musun??
ve seni 20li yaşlarının başında bu kadar örümceklenmeye iten ne??
en kibar sesimle "radyoyu azcık kısabilir miyiz" diyorum..o ana kadar bangır bangır dj'e kulağımı iğfal ettiren şoför belli ki buna bozularak radyoyu hemen kapatıyor - ve otomatikman ben de o "dejeneresapıkpisgençler" kümesine hooooop diye atılıyorum..
Bu arada bu ramazan eşarp şirketlerinin reklam billboardlarında "örtünmek güzeldir" sloganı bekliyordum, "giyinmek güzeldir"i aşmak lazımdı, henüz bir gelişme yok, ama umutluyum...
birilerinin kendini kaybedip öfkeden tükürükler saçmasından ve kendi sonunu hazırlamasından da umutluyum...
yürü be hocam, kim tutar seni, ateşe doğru alalım şöyle......
Öğlen gibi kuzen aradı ; "ya senin arabanın tepesi açık su girecek kapatsan" diye , sonra "bir de bir kitap var arabanın üstünde" dedi, "ha onu arkadaşım koydu ondan haberim var" dedim, "bir de kart var, 'satmayı düşünürseniz arayın' yazıyor" dedi..
e dedim inbox gibi olmuş düt düt iki günde..
zaten geçen hafta da gökyüzündeki bütün kuşların mesajlarını okumuştum camlardan :) karada olmasak albatroslar geziniyor zannedeceğim tepede, o biçim..
Havaalanında indik, yağmur çamur kalabalık, servis mi ne yapsak falan derken baktım saat de geceyarısına bağlamış, cengaver İstanbullu manevralarımla bir taksiciye yanaşıp "gündüz açar mısınız" dedim, sonra dönüp ablaya bir göz kırptım, başladık saatte 150km hızla gitmeye..Gündüz tarifesiyle ölmek bir ayrıcalıktır!!
Radyo önce bir Ceylan şarkısı çaldı, sonra Latif Doğan denen bir adamla tanıştım, fakat bunları solda sıfır bırakan DJ en son bombaydı..Yaşı sanırım benden hayli küçük olan DJ bir büyük insan yobazlığı tonlamasında zırvalamaya başladı..
Gazetede abuk subuk haberler varmış, bunları kim yayınlatıyormuş, herşey seksle ilgiliymiş, ahlaksızlığa itiliyormuşuz falan
(kuşbeyinli canözüm, zaten gazeteler bomboş bir sürü şeyle dolu, ama zihinlerde yasak olduğu için herkes seksle kafayı bozmuş durumda, sen de öylesin, bozmamış olsan o haberlere de aptal market reklamları gibi güdük "bıdı bıdının kalecisinin de büyük büyük annesi Türk çıktı" gibi haberlere dikkat etmeyip geçtiğin gibi davranacaksın, ama davranamıyorsun işte, akıl orada, kan orada kalakalmış)
en son "gençlerimizin hali de içler acısı, giyim kuşamları iyice yoldan çıkmaya başladı..arkadaşlarım lütfen biraz daha dikkat edelim" demeye başladı...
bre zındık - ve hatta bre sandık faresi!- sen kimsin, kimin sesisin de kimi dikkate çağırıyorsun?? kadınların sadece gözlerinin göründüğü, evden çıkmadıkları Mısır'ın aynı zamanda dünyada en çok bekaret zarı diktirme ameliyatı yapılan yer olduğunu bilmiyor musun??
zaten dizaltı etekten görünen et parçasına bile salyalarını tutamayarak bakmanın bu açlığın sonucu olduğunu anlamıyor musun?????
yemekten kalkmış bir adamın bir dönercinin camına yapışmayacağını anlamıyor musun??
ve seni 20li yaşlarının başında bu kadar örümceklenmeye iten ne??
en kibar sesimle "radyoyu azcık kısabilir miyiz" diyorum..o ana kadar bangır bangır dj'e kulağımı iğfal ettiren şoför belli ki buna bozularak radyoyu hemen kapatıyor - ve otomatikman ben de o "dejeneresapıkpisgençler" kümesine hooooop diye atılıyorum..
Bu arada bu ramazan eşarp şirketlerinin reklam billboardlarında "örtünmek güzeldir" sloganı bekliyordum, "giyinmek güzeldir"i aşmak lazımdı, henüz bir gelişme yok, ama umutluyum...
birilerinin kendini kaybedip öfkeden tükürükler saçmasından ve kendi sonunu hazırlamasından da umutluyum...
yürü be hocam, kim tutar seni, ateşe doğru alalım şöyle......
Sep 16, 2008
"Hayat Gerçeğe Perde"
"Az bilgi çok hayal demek.....
Aslında birisine ilk gördüğümüz anda aşık olma olasılığımız çok fazla; henüz bilgiye bulaşmadan yüzü, elleri, ayakları, ağzı, kokusu, sıcaklığı...Bu hali tüm hayallerimizi, umutlarımızı ve beklentilerimizi karşılamaya çok uygun çünkü. Tanıdıkça anlıyoruz O olmadığını. Belki de en iyisi olmayan birine aşk...
Neyse ki hayat var..Geri kalanını asla göremediğim hayat..
Hala delilik umudunu içinde taşıyan bir belirsizlik olmayı sürdüren hayat.."
Aslında birisine ilk gördüğümüz anda aşık olma olasılığımız çok fazla; henüz bilgiye bulaşmadan yüzü, elleri, ayakları, ağzı, kokusu, sıcaklığı...Bu hali tüm hayallerimizi, umutlarımızı ve beklentilerimizi karşılamaya çok uygun çünkü. Tanıdıkça anlıyoruz O olmadığını. Belki de en iyisi olmayan birine aşk...
Neyse ki hayat var..Geri kalanını asla göremediğim hayat..
Hala delilik umudunu içinde taşıyan bir belirsizlik olmayı sürdüren hayat.."
Sep 14, 2008
annemin bombaları vol.2
4gün diye çıkılıp 15 gün sonra dönülen seyahat - havaalanından bilgilendirme sms'i:
Ayşegül : "aney ayak bastım İstanbul'a"
ST: "deve keseyim mi?"
Ayşegül : "aney ayak bastım İstanbul'a"
ST: "deve keseyim mi?"
Sep 12, 2008
"Adımız Seviydi, ama bulamadım bu adı, seçemedim vaktinde. Gürültüye kulak verdim gereksiz yere, gürültünün gizlediğini işitmeye çalışmalıydım.."
Met-üst
"...şunu diyorum: ortalama 70 yıllık bir rüya ömrümüz var! onu da birbirimize zehir ziyan etmesek! bazı kavramlara bekçilik, bazı keyiflere de hırsızlık yapmasak! bıraksak herkesin ömrü, herkesin yatağında aksa! düşünmek inanmak ayrı şeyler, kutsal ve kavram yalakası olmak ayrı şeyler! politikacılar bu işin ticaretini yapıyor, ancak fatura hep halka kesiliyor..."
Afrikalı Leo devam...
"Varsıllık ve güç, sağduyunun düşmanıdır. Bir buğday tarlasında kimi başakların dik durduğunu, kimilerinin de boyun büktüğünü görmüyor musun? Dik duranların içi boştur. Alçakgönüllülüğü elden bırakma."
"Aşk bir kuyunun kıyısında susuzluktur."
"Fekaletler karşısında kadınlar eğilir, erkeklerse kırılır. Baban 'ben'inin tutsağıydı, bense boyun eğmeyi öğrendim."
"Aşk bir kuyunun kıyısında susuzluktur."
"Fekaletler karşısında kadınlar eğilir, erkeklerse kırılır. Baban 'ben'inin tutsağıydı, bense boyun eğmeyi öğrendim."
"yazgı bir bukalemunun derisinden bile daha değişkendir"
ve tam bunun üzerine yan restorandan yükselen şu şarkı:
"Bir masaldı aslında
Ne yazık sonu yoktu
Bir şarap sofrasında hazin
Kibar bir vedayla son buldu
Ama biz biliyorduk
Bir daha çok zordu
Kederle gülüyorduk o esnada
Bir yıldız hızla kayıyordu..."
ve tam bunun üzerine yan restorandan yükselen şu şarkı:
"Bir masaldı aslında
Ne yazık sonu yoktu
Bir şarap sofrasında hazin
Kibar bir vedayla son buldu
Ama biz biliyorduk
Bir daha çok zordu
Kederle gülüyorduk o esnada
Bir yıldız hızla kayıyordu..."
"bir toplum en güçsüz bireyini yalnız bıraktığı anda dağılmaya başlar."
"kısa adamların gölgelerinin uzadığı bir yerde güneş batıyor demektir."
"kısa adamların gölgelerinin uzadığı bir yerde güneş batıyor demektir."
Sep 4, 2008
Dövüşüyor, sevişiyor, bütün görünüyor, büyük işler başarıyor, asla renk vermiyor ve gizli gizli çaresizce aşkı arıyoruz.
Bekliyor, özlüyor, özlememiş gibi yapıyor, beşinci katmanımızdan cümleler sarfediyor, yine de birinci katmanımızdan yaralanıyoruz.
Kimseye "nasıl sevmezsin" denilmiyor maalesef. O yüzden susuyoruz.. Birinci katman, söylenmeden gömülenlerin kıymıkları dolu..
Egeli şarkılarda herkes pek buğulu ama günışığında karlı ormanlar gibi dimdik, güçlü.
Herkes dünyaları kurtarıyor, evrenin yükü omuzlarında..Aslında herkes nasıl bir içten bakışa kendini teslime hazır..
Bu yadsımayı, bu korkaklığı hamurumuza kim koydu?
Kim korunabilmiş ki aşktan?
Bekliyor, özlüyor, özlememiş gibi yapıyor, beşinci katmanımızdan cümleler sarfediyor, yine de birinci katmanımızdan yaralanıyoruz.
Kimseye "nasıl sevmezsin" denilmiyor maalesef. O yüzden susuyoruz.. Birinci katman, söylenmeden gömülenlerin kıymıkları dolu..
Egeli şarkılarda herkes pek buğulu ama günışığında karlı ormanlar gibi dimdik, güçlü.
Herkes dünyaları kurtarıyor, evrenin yükü omuzlarında..Aslında herkes nasıl bir içten bakışa kendini teslime hazır..
Bu yadsımayı, bu korkaklığı hamurumuza kim koydu?
Kim korunabilmiş ki aşktan?
bir kalıp sabun
seneler seneler önce... (yüzüm anneminkine benzemeden önce derdi Ece Temelkuran burada, ben yüzüm kimseye benzemezden önce ve en çok en sevdiğim arkadaşım gibi gülümserken diyeceğim) Damla ile evden kaçıp Kıbrıs'a yerleşme hayalleri kurmuştuk..Ben evde mutsuzdum, onun evi bir süredir pek ev gibi değildi, erken yaştan beri ablasıylaydı ve hayat ona zaten lunaparktı. Sözümona ingilizce dersi verecek ve yuvarlanıp gidecektik..yaş benim 14 Damla 16..tarihi uçuşu belli bir plan
daha gitmeye zaman varken başka bir arkadaş tarafından anneme uçurulmuştu bu haber ve bizim macera başlamadan bitmişti...sonrası bildik hikaye..servisleri ayırmaya çalışan anne, arkadaşı olmadan yaşayamayan kız, sürekli disiplin kurulunda bir ikili, seneler boyu maceralar...ama ne maceralar..
neyse..işte o kaçış planını yaparken gizli gizli eşya topluyordum ve para..bizi orada bir süre idare etsin diye..para namına birşey yoktu ama eşya olarak bugün hatırladığım üç öğe var ki enteresan:
diş macunu, sabun ve annemlerin takmama izin vermediği bol taşlı bir çift küpe...
hakkaten Kıbrıs'ta bulamayacağım şeylermiş gibi ayırmışım ilk ikisini, bir de bu kaçışın ev kirası falan yanında sabun ne ki...ne naiflik...
o küpeler de ne zaman takılacak, nasıl ve neden Kıbrıs'ta..ne özlemimiz varmış ufak tefek şeylere..nasıl içimizde kalmış abidik gubidik şeyler
ve ne gözü karaymışız...
hiç akla gelmiyor tehlikeler, dış dünyanın itlikleri
dişimi fırçalar küpemi takarım gerisine karışmam :)
işin enteresanı hala aynı naiflikte oldurulabilir geliyor bana oldurulamaz şeyler...
olur olur herşey olur...
daha gitmeye zaman varken başka bir arkadaş tarafından anneme uçurulmuştu bu haber ve bizim macera başlamadan bitmişti...sonrası bildik hikaye..servisleri ayırmaya çalışan anne, arkadaşı olmadan yaşayamayan kız, sürekli disiplin kurulunda bir ikili, seneler boyu maceralar...ama ne maceralar..
neyse..işte o kaçış planını yaparken gizli gizli eşya topluyordum ve para..bizi orada bir süre idare etsin diye..para namına birşey yoktu ama eşya olarak bugün hatırladığım üç öğe var ki enteresan:
diş macunu, sabun ve annemlerin takmama izin vermediği bol taşlı bir çift küpe...
hakkaten Kıbrıs'ta bulamayacağım şeylermiş gibi ayırmışım ilk ikisini, bir de bu kaçışın ev kirası falan yanında sabun ne ki...ne naiflik...
o küpeler de ne zaman takılacak, nasıl ve neden Kıbrıs'ta..ne özlemimiz varmış ufak tefek şeylere..nasıl içimizde kalmış abidik gubidik şeyler
ve ne gözü karaymışız...
hiç akla gelmiyor tehlikeler, dış dünyanın itlikleri
dişimi fırçalar küpemi takarım gerisine karışmam :)
işin enteresanı hala aynı naiflikte oldurulabilir geliyor bana oldurulamaz şeyler...
olur olur herşey olur...
Cem Mumcu devam..
"..ne kadar dokunursak o kadar iyi. O zaman daha az savaşacağız, daha az hoyrat olacağız, ölümlü olduğumuzu fark edeceğiz, birbirimizi daha az hırpalayacağız, daha iyi insan olacağız, daha
iyi sevişeceğiz, daha çok yaratacağız, daha başarılı olacağız derdimiz başarı olmaksızın.."
"Kırılmak için önce sert olmak lazım. Yaralanıyor olmak için yaralanmaktan korkuyor olmak, kanıyor olmak lazım. İnsani zavallı kılan da bizatihi kayıp korkuları. Ne olabilir ki? ....... Hayatta hep başka olasılıklar vardır.."
iyi sevişeceğiz, daha çok yaratacağız, daha başarılı olacağız derdimiz başarı olmaksızın.."
"Kırılmak için önce sert olmak lazım. Yaralanıyor olmak için yaralanmaktan korkuyor olmak, kanıyor olmak lazım. İnsani zavallı kılan da bizatihi kayıp korkuları. Ne olabilir ki? ....... Hayatta hep başka olasılıklar vardır.."
Sep 3, 2008
Afrikalı Leo'dan
* Bir insan ister altın ister akıl yönünden varsıl olsun, bunlardan yoksun olanlarla konuşurken çok dikkatli olmalıdır.
*Varsıllık bir insanın sahip olduklarında değil, varsıllığı olmadan yaptıklarındadır.
*Varsıllık bir insanın sahip olduklarında değil, varsıllığı olmadan yaptıklarındadır.
Cem Mumcu demiş ki...
"..akıl demek yaratı demek değil, olanın üzerinden kurgular demek.."
"..acı ve korku, acıyan ve korkanın sorunu..."
"..evet biliyor olmamız lazım, ama bütün o bildiklerimizi unuttuğumuz yerde çıkıyor birşeyler.."
"..acı ve korku, acıyan ve korkanın sorunu..."
"..evet biliyor olmamız lazım, ama bütün o bildiklerimizi unuttuğumuz yerde çıkıyor birşeyler.."
halen Alaçatı'da...
Ayşegül ege kızı olmak istemişti
keşke başka şey isteseymiş :)
şimdi saçlarımdan tuz dudaklarımdan sakız kokusu kaç haftada çıkar merak etmiyor değilim..
bu gidişle dönemeyeceğim..ne seviyorum bir yere yerleşmeyi ya..dün en son mumları düzenliyordum, biten tüpü değiştirsem mi diye düşünüyordum, milli piyangocu abiye selam verdikten sonra işin tehlikeli boyutlara vardığını farkettim ve 1 hafta sonra dönmeye karar verdim (bravo!)..
bir tshirt bir mayoyla gelmek pek havalı ama daha ilk aksam yemege gidecekken yanıma HİÇBİRŞEY almadığımı farkedip çarşıya inip elbise almam gerekmesi pek eğlenceli olmadı..I travel light da bir yere kadar demek ki..akılsız başın cezasını cüzdan çeker..bir de "hiç merak etme ben 9 dk içinde birşey bulup, alıp, giyip gelicem" gibi bir iddiada bulunduğunda aldığın bir beden büyük elbise içinde babylon'da eteklerini prenses gibi tuta tuta yürümen gerekebiliyor!!
bu arada 400 şarkılık kanırtıcı arşivli walkmanimin pili nihayet bitiyor..sözkonusu walkman sabahlara kadar uyutmadı beni..
akşamüstleri gazete ve şarap alan kadın..karşı bakkal gidişattan çok dertli olduğuma kanaat getirmiş olmalı..
bu arada bir de şöyle birşey farkettim
hani derler ya mizah yazarları "bizim ülke mizah yapmaya pek müsait" diye
haklılar
hatta şöyle
leman ve penguen ve benzerlerinin başlıkları gazete başlıklarıyla aynı
üzerinden ayrıca ironi yaratmaya gerek yok
of of of
keşke başka şey isteseymiş :)
şimdi saçlarımdan tuz dudaklarımdan sakız kokusu kaç haftada çıkar merak etmiyor değilim..
bu gidişle dönemeyeceğim..ne seviyorum bir yere yerleşmeyi ya..dün en son mumları düzenliyordum, biten tüpü değiştirsem mi diye düşünüyordum, milli piyangocu abiye selam verdikten sonra işin tehlikeli boyutlara vardığını farkettim ve 1 hafta sonra dönmeye karar verdim (bravo!)..
bir tshirt bir mayoyla gelmek pek havalı ama daha ilk aksam yemege gidecekken yanıma HİÇBİRŞEY almadığımı farkedip çarşıya inip elbise almam gerekmesi pek eğlenceli olmadı..I travel light da bir yere kadar demek ki..akılsız başın cezasını cüzdan çeker..bir de "hiç merak etme ben 9 dk içinde birşey bulup, alıp, giyip gelicem" gibi bir iddiada bulunduğunda aldığın bir beden büyük elbise içinde babylon'da eteklerini prenses gibi tuta tuta yürümen gerekebiliyor!!
bu arada 400 şarkılık kanırtıcı arşivli walkmanimin pili nihayet bitiyor..sözkonusu walkman sabahlara kadar uyutmadı beni..
akşamüstleri gazete ve şarap alan kadın..karşı bakkal gidişattan çok dertli olduğuma kanaat getirmiş olmalı..
bu arada bir de şöyle birşey farkettim
hani derler ya mizah yazarları "bizim ülke mizah yapmaya pek müsait" diye
haklılar
hatta şöyle
leman ve penguen ve benzerlerinin başlıkları gazete başlıklarıyla aynı
üzerinden ayrıca ironi yaratmaya gerek yok
of of of
Aug 29, 2008
Mars
Geçen gece bir kedi kurtarma operasyonundan dönerken Mars'ı gördüm..kırmızı bir hilal..
daha sonra evde güneşi doğurdum mu acaba diye camdan dışarı baktığımda tam tepemde duruyordu hala..hava aydınlık olmasına rağmen hala pırıl pırıl..feng shui'ye uysun uymasın, yatak başımı pencereye çevirmekle iyi etmişim. selamı var Mars'ın.. der ki kalbinizin sesini dinleyin..bazen çok saçma birşey de söyleyebilir..sadece dinleyin, birgün gelecek ve makul bir şey de söyleyecektir........yani umarım :)
daha sonra evde güneşi doğurdum mu acaba diye camdan dışarı baktığımda tam tepemde duruyordu hala..hava aydınlık olmasına rağmen hala pırıl pırıl..feng shui'ye uysun uymasın, yatak başımı pencereye çevirmekle iyi etmişim. selamı var Mars'ın.. der ki kalbinizin sesini dinleyin..bazen çok saçma birşey de söyleyebilir..sadece dinleyin, birgün gelecek ve makul bir şey de söyleyecektir........yani umarım :)
Aug 27, 2008
bazı sözcükler ve anlamları..
Aşk : 1 sesli, 2 sessiz veya 2 aptaldan oluşan sözcük.
Baş ağrısı : Kadınlar tarafından en sık kullanılan doğum kontrol yöntemi.
Nanosaniye : Trafikte ışığın yeşile dönmesi ve arkadaki hayvanın korna çalması arasında geçen süre.
Futbol : Kadınların kocaları yerine bilmeden evlendikleri nesne.
Hardware : Bilgisayarın software arızası nedeniyle bozulması durumunda yumruklanan kısmı.
Entellektuel : 2 saat boyunca seksten başka birşey düşünmeyi becerebilen insanoğlu.
Ekip çalışması : Bütün suçları ekibin geri kalanına yüklemeyi sağlayan çalışma biçimi.
Patron : Geç kaldığınızda işe erken gelen, erken geldiğinizde geç kalan kişi.
Gözyaşı : Erkek gücünün, kadın gücü karşısında bozguna uğratılmasına yarayan hidrolik güç birimi.
Söylenti : Ses hızından bile hızlı dağılan haberler.
Gülümseme : Pek çok şeyi bir doğruya çeviren eğri.
İyimser : Kazayla nehre düştüğünde banyo yapmaya başlayan kişi. Size cehenneme gitmenizi öyle bir dille anlatır ki, bu yolculuk için can atarsınız.
VS: Diğerlerini, gerçekte bildiklerinizden daha çoğunu bildiğinize inandırmanızı sağlayan bir işaret.
Ofis : Gergin bir ev hayatından sonra gevşediğiniz yer.
Komite : Kendi başlarına hiçbir şey yapamayan ve birlikte hiçbir şeyin yapılamayacağına karar vermek için biraraya gelen insanlar.
Baş ağrısı : Kadınlar tarafından en sık kullanılan doğum kontrol yöntemi.
Nanosaniye : Trafikte ışığın yeşile dönmesi ve arkadaki hayvanın korna çalması arasında geçen süre.
Futbol : Kadınların kocaları yerine bilmeden evlendikleri nesne.
Hardware : Bilgisayarın software arızası nedeniyle bozulması durumunda yumruklanan kısmı.
Entellektuel : 2 saat boyunca seksten başka birşey düşünmeyi becerebilen insanoğlu.
Ekip çalışması : Bütün suçları ekibin geri kalanına yüklemeyi sağlayan çalışma biçimi.
Patron : Geç kaldığınızda işe erken gelen, erken geldiğinizde geç kalan kişi.
Gözyaşı : Erkek gücünün, kadın gücü karşısında bozguna uğratılmasına yarayan hidrolik güç birimi.
Söylenti : Ses hızından bile hızlı dağılan haberler.
Gülümseme : Pek çok şeyi bir doğruya çeviren eğri.
İyimser : Kazayla nehre düştüğünde banyo yapmaya başlayan kişi. Size cehenneme gitmenizi öyle bir dille anlatır ki, bu yolculuk için can atarsınız.
VS: Diğerlerini, gerçekte bildiklerinizden daha çoğunu bildiğinize inandırmanızı sağlayan bir işaret.
Ofis : Gergin bir ev hayatından sonra gevşediğiniz yer.
Komite : Kendi başlarına hiçbir şey yapamayan ve birlikte hiçbir şeyin yapılamayacağına karar vermek için biraraya gelen insanlar.
Aug 26, 2008
Aug 25, 2008
Aug 23, 2008

"Our deepest fear is not that we are inadequate. Our deepest fear is that we are powerful beyond measure. It is our light, not our darkness, that frightens us most. We ask ourselves, 'Who am I to be brilliant, gorgeous, talented, and famous?' Actually, who are you not to be? You are a child of God. Your playing small does not serve the world. There is nothing enlightened about shrinking so that people won't feel insecure around you. We were born to make manifest the glory of God that is within us. It's not just in some of us; it's in all of us. And when we let our own light shine, we unconsciously give other people permission to do the same. As we are liberated from our own fear, our presence automatically liberates others.”
thanks beauty...
Aug 22, 2008
1 senem mi kalmış yani :))
Andy Rooney der ki...
" Yasim ilerledikce, en cok otuz yasini asmis bayanlara deger vermeye basladim."
Iste bunun sebeplerinden birkaci:
Otuz yasini gecmis bir kadin asla sizi gecenin bir yarisi uyandirip "ne dusunuyorsun?" diye sormaz. Umurunda degildir cunku ne dusundugunuz.
Eger otuzunu asmis bir kadin TV deki maci seyretmek istemiyorsa, soylene soylene TV 'nin karsisinda yaninizda oturmaz. Yapmak istedigi bir seyi yapar. Ve bu genellikle daha enteresan birseydir.
Otuz yasini asmis bir kadin kendini yeterince iyi tanir ve kendinden emindir... Kim oldugunu, ne oldugunu, ne istedigini, ve kimden istedigini bilir.
Otuzunu asmis cok az kadin onun hakkinda ya da yaptiklari hakkinda ne dusundugunuzu onemser.
Otuz yas ustu kadin cogunlukla buyuk asklara, omur boyu surecek bagliliklara doymustur. Hayatinda en son ihtiyaci oldugu sey bir baska miz miz, devamli soylenen, ne yapacagina karisan, yapiskan bir asiktir.
Otuzunu asmis kadin, agirbaslidir. Bir operanin ortasinda ya da Pahali bir restoranda sizinle ciglik cigliga kavga etmesi cok nadirdir. Ha tabi hakettiyseniz, sizi vururken de hic tereddut etmez, sonuclarina katlanmayi da planlayarak...
Otuzunu asmis kadin ovguler yagdirmakta cok bonkordur, cogu hak edilmemis bile olsa... cunku takdir edilmemenin ne oldugunu iyi bilir.
Otuzunu asmis kadin sizi bayan arkadaslariyla rahatlikla tanistiracak kadar kendine guvenir.
Daha genc bir kadin, en iyi arkadasini bile gormezlikten gelebilir, yanindaki adama guvenmedigi icin. Otuz yasin ustundeki kadin sizin onun arkadasina ilgi duymanizi hic sallamaz, arkadasinin onun aldatmayacagini bilir.
Kadinlar yaslari ilerledikce medyumlasirlar. Ona gunah cikarmaniza Hic gerek yoktur, Onlar her bir haltinizi bilirler.
Otuz yasini asmis bir kadin kipkirmizi bir ruj surdugunde bu ona cok yakisir. Ama daha genc kadinlarda boyle degildir.
Otuz ustu kadinlar aciksozlu, dogrucu ve durustturler. Ne kadar geri zekali oldugunuzu bir cirpida acik acik soyleyiverir, eger bir geri zekali gibi davrandiysaniz.
:)) hediyem olsun!
" Yasim ilerledikce, en cok otuz yasini asmis bayanlara deger vermeye basladim."
Iste bunun sebeplerinden birkaci:
Otuz yasini gecmis bir kadin asla sizi gecenin bir yarisi uyandirip "ne dusunuyorsun?" diye sormaz. Umurunda degildir cunku ne dusundugunuz.
Eger otuzunu asmis bir kadin TV deki maci seyretmek istemiyorsa, soylene soylene TV 'nin karsisinda yaninizda oturmaz. Yapmak istedigi bir seyi yapar. Ve bu genellikle daha enteresan birseydir.
Otuz yasini asmis bir kadin kendini yeterince iyi tanir ve kendinden emindir... Kim oldugunu, ne oldugunu, ne istedigini, ve kimden istedigini bilir.
Otuzunu asmis cok az kadin onun hakkinda ya da yaptiklari hakkinda ne dusundugunuzu onemser.
Otuz yas ustu kadin cogunlukla buyuk asklara, omur boyu surecek bagliliklara doymustur. Hayatinda en son ihtiyaci oldugu sey bir baska miz miz, devamli soylenen, ne yapacagina karisan, yapiskan bir asiktir.
Otuzunu asmis kadin, agirbaslidir. Bir operanin ortasinda ya da Pahali bir restoranda sizinle ciglik cigliga kavga etmesi cok nadirdir. Ha tabi hakettiyseniz, sizi vururken de hic tereddut etmez, sonuclarina katlanmayi da planlayarak...
Otuzunu asmis kadin ovguler yagdirmakta cok bonkordur, cogu hak edilmemis bile olsa... cunku takdir edilmemenin ne oldugunu iyi bilir.
Otuzunu asmis kadin sizi bayan arkadaslariyla rahatlikla tanistiracak kadar kendine guvenir.
Daha genc bir kadin, en iyi arkadasini bile gormezlikten gelebilir, yanindaki adama guvenmedigi icin. Otuz yasin ustundeki kadin sizin onun arkadasina ilgi duymanizi hic sallamaz, arkadasinin onun aldatmayacagini bilir.
Kadinlar yaslari ilerledikce medyumlasirlar. Ona gunah cikarmaniza Hic gerek yoktur, Onlar her bir haltinizi bilirler.
Otuz yasini asmis bir kadin kipkirmizi bir ruj surdugunde bu ona cok yakisir. Ama daha genc kadinlarda boyle degildir.
Otuz ustu kadinlar aciksozlu, dogrucu ve durustturler. Ne kadar geri zekali oldugunuzu bir cirpida acik acik soyleyiverir, eger bir geri zekali gibi davrandiysaniz.
:)) hediyem olsun!
Aug 21, 2008
binbir kahkahayla, aşkla, hayalle, insan olmakla, başarmakla..
rüzgarda cayır cayır yanan bir sahil ateşi gibi yaşamak istiyorum..
korkanların yüreklerinden korkularını almak
hayalleri gerçekleşen insanları o en küçük ve yalın hallerine dönmüş mutluluklarında seyretmek istiyorum. kimse kimseye duvar örmesin, yürekler berrak olsun, kimse sebepsiz yere birbirinden kopmasın istiyorum.
kimse kendinden ümidini kesmesin, ümidi kesip etrafa küsen, kıskanan kötüleyen garip varlıklara dönüşmesin istiyorum.
yaralara dokunmak, onları iyileştirmek, iyileşenleri hayatın tam göbeğine yenilenmiş ve coşku dolu yollamak istiyorum.
bütün bunları yaparken paramparça olmamak için sonsuz güç, kırılmamak için az biraz katılık ve kıvamı tutturmak için azcık gülüp geçebilme yeteneği istiyorum.
hepsi birden zor mu?? :)
olsun ben yine de hepinizi çok seviyorum.
ve bir ömür sevmeye devam etmek istiyorum.
rüzgarda cayır cayır yanan bir sahil ateşi gibi yaşamak istiyorum..
korkanların yüreklerinden korkularını almak
hayalleri gerçekleşen insanları o en küçük ve yalın hallerine dönmüş mutluluklarında seyretmek istiyorum. kimse kimseye duvar örmesin, yürekler berrak olsun, kimse sebepsiz yere birbirinden kopmasın istiyorum.
kimse kendinden ümidini kesmesin, ümidi kesip etrafa küsen, kıskanan kötüleyen garip varlıklara dönüşmesin istiyorum.
yaralara dokunmak, onları iyileştirmek, iyileşenleri hayatın tam göbeğine yenilenmiş ve coşku dolu yollamak istiyorum.
bütün bunları yaparken paramparça olmamak için sonsuz güç, kırılmamak için az biraz katılık ve kıvamı tutturmak için azcık gülüp geçebilme yeteneği istiyorum.
hepsi birden zor mu?? :)
olsun ben yine de hepinizi çok seviyorum.
ve bir ömür sevmeye devam etmek istiyorum.
Aug 20, 2008
...ve Edip Cansever
Kaçsam da bir türlü karanlık şimdi
Ne kadar aynı bir dünyadayız seninle
Aşka, dövüşe, maviye yetmek için
Biriyim, cesurum, var mısın ellerime
Bir başka sabaha kadar içelim..
Ne kadar aynı bir dünyadayız seninle
Aşka, dövüşe, maviye yetmek için
Biriyim, cesurum, var mısın ellerime
Bir başka sabaha kadar içelim..
Oruç Arıoba..
Kendi olarak, sana gelen-sana gereksinimi olmadan, seni isteyen-
sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen-
kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan-
-O, işte...
sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen-
kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan-
-O, işte...
"Happiness cannot be traveled to, owned, earned, worn or consumed.
Happiness is the spiritual experience of living every minute with love, grace and gratitude."
Happiness is the spiritual experience of living every minute with love, grace and gratitude."
Aug 18, 2008
radiohead - go slowly
Over here
Come slowly
Come slowly to me
I've been waiting
Patiently
I didn't
But now I can see
That there's a way out
Come slowly
Come slowly to me
I've been waiting
Patiently
I didn't
But now I can see
That there's a way out
Aug 7, 2008
blog kardeşliği..ya da büyücülerin gücü adına..
"'Aski Tanri'nin hissetigi gibi hissetmek istiyorsan, tum bosluklarini doldurman gerekir, cunku Tanri bir tamlik durumunda sever.
Mukemmel bir asik olmak demek, bir baskasinin onarmasini beklediginiz hicbir gizli zayifliginiz veya yaraniz olmamasi demektir.
Kendi bosluklarinizi bulmak ilk adimdir, bunlari 'varlik' ve 'oz'le doldurmak ikincisi.
Bu surece genelde 'kendini sevmek' denir, ama bu kavrama dikkat etmeniz gerekir.
Bu genelde 'ben-imaji'ni sevmekle karistirilir. Buyucunun gozunde ben-imaji ego'dur; ego ise eksikliklerin ustunu orten inkar duygusudur.
Kendini sevme, oz benligini yani ruhunu sevmeyle daha iyi tanimlanabilir.
Eger binlerce aniyla dolu gecmisinize durustce bakarsaniz, hep karisik bir torba bulursunuz; bazi deneyimler kendine ve baskalarina karsi sevgi uyandirirken, bircogu uyandirmaz. Utanc, sucluluk, reddedilme, nefret, darginlik gibi duygular icimizde tam olarak kabul gormedikce aska donusturulemez.
Bunlari inkar etmeyin ve eski anilara ait olmayan yuksek bir benlik duygusuna yukselin. Ask basit bir his degil, gercegi barindiran evrensel bir guctur.
Bu kadar derine inebilirseniz, her duygunun kilik degistirmis ask oldugunu gorursunuz. "
Mukemmel bir asik olmak demek, bir baskasinin onarmasini beklediginiz hicbir gizli zayifliginiz veya yaraniz olmamasi demektir.
Kendi bosluklarinizi bulmak ilk adimdir, bunlari 'varlik' ve 'oz'le doldurmak ikincisi.
Bu surece genelde 'kendini sevmek' denir, ama bu kavrama dikkat etmeniz gerekir.
Bu genelde 'ben-imaji'ni sevmekle karistirilir. Buyucunun gozunde ben-imaji ego'dur; ego ise eksikliklerin ustunu orten inkar duygusudur.
Kendini sevme, oz benligini yani ruhunu sevmeyle daha iyi tanimlanabilir.
Eger binlerce aniyla dolu gecmisinize durustce bakarsaniz, hep karisik bir torba bulursunuz; bazi deneyimler kendine ve baskalarina karsi sevgi uyandirirken, bircogu uyandirmaz. Utanc, sucluluk, reddedilme, nefret, darginlik gibi duygular icimizde tam olarak kabul gormedikce aska donusturulemez.
Bunlari inkar etmeyin ve eski anilara ait olmayan yuksek bir benlik duygusuna yukselin. Ask basit bir his degil, gercegi barindiran evrensel bir guctur.
Bu kadar derine inebilirseniz, her duygunun kilik degistirmis ask oldugunu gorursunuz. "
şiirin gerçek hali..
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...
Can Yücel
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...
Can Yücel
Aug 6, 2008
FREDERICO´S LIFE JOURNEY TOWARDS BECOMING AN ASTROLOGIST/THERAPIST
My journey to become an astrologer/therapist started with my father’s death 14 years ago. His death had triggered a lot of difficulties in my intimate relationships and also a very chronic intestine problem. This condition started 3 months following his death and lasted for 9 years. A few times during each month, I was experiencing cramps so severe that I had to go the hospital and receive injections of highly strong pain killers. I went through all sorts of check-ups to find the cause of my illness. I was put through all the tests possible- endoscopy, colonoscopy, ultrasound, blood and excretion tests- anything you can think of…And everything seemed normal! I was in perfect physical condition! This is when I came to realize that there must have been something else to be discovered behind this illness. It was then that I began to study astrology and other therapeutic approaches.
Today, after many years of personal observations and research, I have finally managed to figure out this puzzle: The cramps, indigestion and bloating were due to my emotional attachments and being submissive in situations which I should have been reacting against. I had adapted a pattern which we could call lack of willpower. I observed that sudden events such as death or separation could cause gastrointestinal cramps and also pain in the kidneys. My cramps had started a few months after my father’s death and obviously they were caused by my strong attachment or in other words my codependency towards him. On top of this, I had carried this codependency to all my other intimate relationships! And just for the sake of being harmonious, I was acting against my own will. All these were confronting me as the horrible cramps in my belly.
This means that we create a contracted energy in our guts when we act submissively where we need to react. So the bloated feeling that many of us suffer from is nothing but energy trapped inside of us! The real problem is that this can not be determined by lab tests. The cure has been happening since I started changing the emotional pattern that cause intestinal cramps. Every now and then, I still have some cramps in my intestine, but definitely I have healed 80% and I feel much better and alive. The cramps come very rarely.
The key to my healing process was my quitting completely my professional as a lawyer. I had worked 6 years in that profession but from the beginning I had never really liked being a lawyer. That was the most important decision had very made and therefore, the turning point of my life. Right after that, I sold my apartment, car and finished an old relationship based on negative emotional dependence. Then I gave myself the best gift of my life – I traveled alone as a backpacker for 1 year around Middle East and Asia doing absolutely nothing but enjoying myself. Among of many lessons I have learned during that trip, the most important one happened in a very ordinary situation. I was trekking in the desert in Israel when my companion asked me, “Who are you? What do you do?” I answered instinctively and spontaneously: “I am just Frederico”, I did not tell him that I was a lawyer and an astrologer. In that very moment I felt a great feeling of freedom of just being myself without any identification with status, profession, religion, country, possessions, etc… I mean the freedom of being who you really are and do what you want rather than sacrificing yourself in doing things you don’t like for the sake of being accepted by your society and family. As soon as I finished my trip, I started working as a fulltime astrologer and therapist.
My journey to become an astrologer/therapist started with my father’s death 14 years ago. His death had triggered a lot of difficulties in my intimate relationships and also a very chronic intestine problem. This condition started 3 months following his death and lasted for 9 years. A few times during each month, I was experiencing cramps so severe that I had to go the hospital and receive injections of highly strong pain killers. I went through all sorts of check-ups to find the cause of my illness. I was put through all the tests possible- endoscopy, colonoscopy, ultrasound, blood and excretion tests- anything you can think of…And everything seemed normal! I was in perfect physical condition! This is when I came to realize that there must have been something else to be discovered behind this illness. It was then that I began to study astrology and other therapeutic approaches.
Today, after many years of personal observations and research, I have finally managed to figure out this puzzle: The cramps, indigestion and bloating were due to my emotional attachments and being submissive in situations which I should have been reacting against. I had adapted a pattern which we could call lack of willpower. I observed that sudden events such as death or separation could cause gastrointestinal cramps and also pain in the kidneys. My cramps had started a few months after my father’s death and obviously they were caused by my strong attachment or in other words my codependency towards him. On top of this, I had carried this codependency to all my other intimate relationships! And just for the sake of being harmonious, I was acting against my own will. All these were confronting me as the horrible cramps in my belly.
This means that we create a contracted energy in our guts when we act submissively where we need to react. So the bloated feeling that many of us suffer from is nothing but energy trapped inside of us! The real problem is that this can not be determined by lab tests. The cure has been happening since I started changing the emotional pattern that cause intestinal cramps. Every now and then, I still have some cramps in my intestine, but definitely I have healed 80% and I feel much better and alive. The cramps come very rarely.
The key to my healing process was my quitting completely my professional as a lawyer. I had worked 6 years in that profession but from the beginning I had never really liked being a lawyer. That was the most important decision had very made and therefore, the turning point of my life. Right after that, I sold my apartment, car and finished an old relationship based on negative emotional dependence. Then I gave myself the best gift of my life – I traveled alone as a backpacker for 1 year around Middle East and Asia doing absolutely nothing but enjoying myself. Among of many lessons I have learned during that trip, the most important one happened in a very ordinary situation. I was trekking in the desert in Israel when my companion asked me, “Who are you? What do you do?” I answered instinctively and spontaneously: “I am just Frederico”, I did not tell him that I was a lawyer and an astrologer. In that very moment I felt a great feeling of freedom of just being myself without any identification with status, profession, religion, country, possessions, etc… I mean the freedom of being who you really are and do what you want rather than sacrificing yourself in doing things you don’t like for the sake of being accepted by your society and family. As soon as I finished my trip, I started working as a fulltime astrologer and therapist.
Aug 5, 2008
madem love bug mode on :
"Love is strong yet delicate. It can be broken. To truly love is to understand this.To be in love is to respect this."
Jul 31, 2008
Jul 30, 2008
Jul 29, 2008
veeee
Don Juan: You know, my friend, until this afternoon, I had always believed that a man could love only one woman.
I have been badly misled.
It is absolutely incredible to me that just a few hours ago, Dona Julia was the only woman who existed, and now, now, there is the magnificent Sultana Gulbeyaz.
I have been badly misled.
It is absolutely incredible to me that just a few hours ago, Dona Julia was the only woman who existed, and now, now, there is the magnificent Sultana Gulbeyaz.
bu da Jerry Maquire'dan
Jerry Maguire: I love you. You... you complete me. And I just...
Dorothy: Shut up, just shut up. You had me at "hello".
Dorothy: Shut up, just shut up. You had me at "hello".
Jul 28, 2008
son favori şarkım Tracey Thorn'dan..
Just this once
Let me tell you you're the sweetest thing
The love in every song I sing
The music in my ears and everything
Happiness writes white
Maybe that isn't true tonight
And things you know you might forget
And other things I haven't told you yet
Close your eyes
Count to ten
Turn around
Back again
Hit the floor
Then once more
I'm still here
And it's all true
And it's all true
We don't need any kind of big parade
Just this once a little serenade
To celebrate this love we've made
We don't need
Don't need a big fanfare
This is just my heart laid bare
For anyone who might care
Go away
Round the world
Talk to all kinds of girls
But it's me you won't find
And you're mine
Close your eyes
Count to ten
Turn around
Back again
Hit the floor
Then once more
I'm still here
Let me tell you you're the sweetest thing
The love in every song I sing
The music in my ears and everything
Happiness writes white
Maybe that isn't true tonight
And things you know you might forget
And other things I haven't told you yet
Close your eyes
Count to ten
Turn around
Back again
Hit the floor
Then once more
I'm still here
And it's all true
And it's all true
We don't need any kind of big parade
Just this once a little serenade
To celebrate this love we've made
We don't need
Don't need a big fanfare
This is just my heart laid bare
For anyone who might care
Go away
Round the world
Talk to all kinds of girls
But it's me you won't find
And you're mine
Close your eyes
Count to ten
Turn around
Back again
Hit the floor
Then once more
I'm still here
Jul 25, 2008
Jul 23, 2008
"All your life you are told the things you cannot do.
All your life they will say you're not good enough or strong enough or talented enough; they will say you're the wrong height or the wrong weight or the wrong type to play this or be this or achieve this.
They will tell you no, a thousand times no, until all the no's become meaningless.
All your life they will tell you no, quite firmly and very quickly.
And you will tell them yes."
All your life they will say you're not good enough or strong enough or talented enough; they will say you're the wrong height or the wrong weight or the wrong type to play this or be this or achieve this.
They will tell you no, a thousand times no, until all the no's become meaningless.
All your life they will tell you no, quite firmly and very quickly.
And you will tell them yes."
from "THE BEACH"

Richard: When you develop an infatuation for someone you always find a reason to believe that this is exactly the person for you.
It doesn't need to be a good reason.
Taking photographs of the night sky, for example.
Now, in the long run, that's just the kind of dumb, irritating habit that would cause you to split up.
But in the haze of infatuation, it's just what you've been searching for all these years.
Jul 21, 2008
Jul 18, 2008
metin altıok
insan dediğin saçaktaki
güvercinin farkında olacak
ve bir çiçek açacak kendince
bu aşk var ya bu aşk;
dikkat!
yanginda ilk kurtarilacak.
güvercinin farkında olacak
ve bir çiçek açacak kendince
bu aşk var ya bu aşk;
dikkat!
yanginda ilk kurtarilacak.

































































